Geçen gün cumartesi ders çıkışı Şehreküstü metroda kart basarken fark ettim…
Kartta yeterince bakiye yok.
“Tamam İsmail… Panik yok,” dedim kendime.
Bir nefes aldım, dolum makinesine doğru yürüdüm.
Sıra uzun… Ama insanlık hâli, olur böyle şeyler.
Neyse ki önümde sadece bir kişi kaldı.
Meğer o kişi bir kişi değilmiş…
Adeta küçük bir cüzdan müzesiymiş.
Önce sağ cebine daldı, bir kart çıkardı…
Sonra sol cebe, ikinci kart…
Montun iç cebine uzandı, üçüncü kart…
Arka cebine gitti, hop dördüncü kart…
O an içimden şu cümle geçti:
“Bu adam bir kart daha çıkarırsa, yemin ederim sırayı bırakıp alkışlayacağım.”
Ben arkada “Sıra bana geldi” diye her defasında içimden bir umut çıkarıyorum…
Adam ise her defasında o umudu tekrar yerine itiyor.
Sanki belediyenin ulaşım sistemi bu kardeşe zimmetli.
O an düşündüm:
“Bu şehir bizi aceleci, sabırsız ve düşüncesiz mi yaptı?
Yoksa biz zaten böyleydik de kalabalık bunu mu açığa çıkardı?”
Aynı şeyi otobüs duraklarında da yaşıyoruz.
Duraklarda beklerken herkes bir anda öne atılıyor.
Sanki otobüs değil, devletten arsa dağıtılıyor.
Bir de o hızlı davrananlar yok mu…
Milleti geçip en öne atlayan, kartını basıp içeri süzülen…
Bunların taktiği bellidir.
Sırayı görmezden gel, kalabalığı ez, kapıdan şutla içeri.
Sonra da içeride otururken bir yüz ifadesi takınırlar:
“Ben ne yaptım ki? Herkes yapsaydı ya…”
Bazen gerçekten insanı üzüyor.
Çünkü mesele otobüs değil…
Mesele birbirimize nasıl davrandığımız.
Bunların sosyolojik bir tarafı var aslında.
Kalabalık arttıkça insan kendi içindeki nezaketi törpülüyor.
“Önce ben…” psikolojisi devreye giriyor.
“Sırayı kaçıracağım” duygusu, içimizde küçük bir panik yaratıyor.
Kalabalık içinde vicdan küçülüyor.
Kendini özel sanıyor insan.
Sanki herkes beklemek zorunda, ama o değil.
Ama aynı insan tek başına kaldığında…
En küçük hatadan bile pişman olacak kadar iyi biri aslında.
Demek ki sorun insanlar değil;
insanların kalabalıkta kendini kaybedişi.
Bir de işin manevi boyutu var…
Durakta öne geçmek, sırayı bozmak, hakkı olmadan hak almak…
Bunların tamamı küçük gibi görünen ama kul hakkına dokunan davranışlar.
Düşüncesizlik küçük bir şey gibi görünür ama aslında büyük bir dilsizliğimizdir.
Yer vermediğimiz bir yaşlı,
Önüne geçtiğimiz bir kişi,
Sessizce hakkına girdiğimiz bir yolcu…
Belki konuşmayız, belki tartışmayız ama içimizde bir şey eksilir.
Bu şehirde kaybolan şey gürültü arasında kaybolmuyor aslında;
insanın kalpte tuttuğu o ince nezaket eriyor yavaş yavaş.
Şehir yaşantısı insanları hızlandırdıkça, nezaketi yavaşlatıyor.
Biri bizi sıkıştırdı mı gerginlik oluyor, biri önümüze geçti mi susuyoruz, biri hakkımızı yedi mi “boşver ya” deyip geçiyoruz.
Ama işin garibi…
Kimse kendini suçlu görmüyor.
Bizim milletin ortak savunması hazır:
“E kardeşim herkes böyle yapıyor.”
O zaman herkesin yanlış yaptığı şey, doğru mu oluyor?
Hayır.
Bir insanın moralini bozmaya, birinin hakkını gasp etmeye ne gerek var?
Beş saniyelik sabır, beş günlük huzura bedel olur aslında.
Şunu kabul etmek zorundayız:
Bu şehirde herkesin derdi var.
Herkes yorgun, herkesin telaşı var.
Ama birbirimize iyi gelmek için büyük şeyler yapmamıza gerek yok.
Durakta beş saniye beklemek…
Metro kapısında “Buyurun” demek…
Sırada arkamıza bir kez bakıp “Geçmek isteyen var mı?” diye sormak…
Medeniyet dediğin şey,
binalardan önce insanların birbirine olan inceliğidir.
Bana göre bir şehri güzelleştiren en önemli şey binalar, yollar, metrolar değil…
Orada yaşayan insanların birbirine olan yaklaşımı.
Gülümseyen bir yüz,
“Buyurun” diyen bir ses,
“Önce siz” diye çekilen bir adım…
Bunlar şehrin görünmez çiçekleri.
Biz o çiçekleri kopardıkça şehir biraz daha soluyor.
Ben yine Şehreküstü’de kart doldururken kendi kendime dedim ki:
“İsmail… Şehir koşuyor diye sen koşmak zorunda değilsin.
Onlar acele etsin, sen hakkı gözetmeye devam et.
Onlar itişsin, sen bekle.
Onlar öne geçsin, sen inceliğinden vazgeçme.”
Çünkü bir insan iyi davranınca şehir güzelleşir;
bir şehir güzelleşince insanlar iyileşir.
Bazen koca bir toplumun değişmesi,
otobüs kapısında gösterilen küçücük bir nezaketle başlar.
Ben yine Şehreküstü’deydim…
Yine kartım azaldı…
Dua ediyorum
Allah’ım karşıma dört kartlı bir kombo çıkarmayasın…
Amin.

