Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Savaşlardan Hiçbir Zaman Sivil Halk Kazançlı Çıkmadı

Tarihin sayfaları zafer naralarıyla doludur. Haritalar çizilir, sınırlar değişir, liderler

Tarihin sayfaları zafer naralarıyla doludur. Haritalar çizilir, sınırlar değişir, liderler kürsülerde “kazandık” der. Ama o haritaların üzerinde yaşayan insanlar için çoğu zaman kazanan yoktur. Savaşlardan hiçbir zaman sivil halk kazançlı çıkmadı. Çünkü savaş, en çok silah tutmayanların hayatını paramparça eder.

Savaş kararları genellikle masalarda alınır. O masalarda oturanların çocukları çoğu zaman güvenli okullara gider, evleri bombalanmaz, geceleri siren sesleriyle uyanmaz.

Oysa savaşın ortasında kalan siviller için hayat, bir gecede altüst olur. Ev, bir anıdan ibarete dönüşür. Komşuluk, göç yollarında kaybolur. Gelecek ise belirsizliğin sisine gömülür.

Farklı bölgelerde süren çatışmalar, milyonlarca sivilin yerinden edilmesine, sivillerin “özellikle çocukların” uzun süreli ve ağır insani bedeller ödemesine, bir kuşağın ise eğitim, sağlık ve güvenlikten mahrum büyümesine yol açıyor. Bu örnekler istisna değil; savaşın olduğu her yerde tekrar eden bir kuraldır.

Savaş, yalnızca bombalarla öldürmez.
Savaş; eğitimi yarıda bırakır,
Savaş; yoksulluğu kalıcı hale getirir,
Savaş; travmayı nesiller boyunca taşır.
Bir şehir yeniden inşa edilebilir; binalar yapılır, yollar onarılır. Ama çocukluğunu enkaz altında geçirmiş bir insanın içindeki yıkımı onarmak yıllar alır, bazen de hiç mümkün olmaz.

Sık sık “ulusal çıkar”, “güvenlik”, “onur” gibi büyük kelimeler duyarız. Bu kelimeler, televizyon ekranlarında güçlü ve ikna edici durur. Ancak o kelimelerin arkasında, hayatı küçülen insanlar vardır.
Bir annenin çocuğunu korumak için sığındığı bodrum katı; bir babanın ailesini güvenli bir yere ulaştıramadığı için duyduğu çaresizlik; bir çocuğun, patlama seslerini ninni sanacak kadar erken büyümesi…
İşte savaşın gerçek yüzü budur.

Daha acı olan şu:
Savaşlar çoğu zaman “zorunlu” gibi anlatılır.
“Sanki başka hiçbir seçenek yokmuş gibi.”
Oysa çoğu savaş, hırsların, güç gösterilerinin, hesapların sonucudur. Bedeli ödeyenler ise bu hesapları yapmayan, masaya oturmayan sivillerdir. Kısacası, başkalarının kararlarının faturasını, en savunmasız olanlar öder.

Bu yüzden dünyanın dört bir yanındaki insanların daha yüksek sesle şunu söylemesi gerekiyor:

“Biz savaş istemiyoruz. Biz başkalarının hırsları yüzünden hayat düzenimizin bozulmasını kabul etmiyoruz.”

Bu ses, tek başına bir savaşı bitirmeyebilir. Ama sessizlik, savaşları her zaman daha da uzatır. Kamuoyu, vicdan ve dayanışma; silahları susturmasa bile, en azından onları meşrulaştıran dili zayıflatır.

“Savaşlar gelir, haritalar yeniden çizilir, güçlüyü kazançlı çıkarır; ama yıkımın bedelini her zaman masumlar öder.”