İnsanın hayatında öyle anlar vardır ki, birkaç dakikalık bir konuşma ya da kısa bir sunum, yıllarca hafızada yer eder. Birçok kişi için sahneye çıkmak ya da topluluk önünde konuşmak, adeta görünmez bir sınav gibidir. Kalbin hızlı atması, ellerin terlemesi, sesin titremesi… İşte tam da bu anlarda insan, kendisiyle büyük bir mücadeleye girer.
Ben de çoğu zaman şunu gözlemlemişimdir: Aslında sahnede yaşanan heyecan, yanlış anlaşılır. İnsanlar heyecanı bir zayıflık gibi görür ama gerçekte bu, beynin olağanüstü bir hazırlık mekanizmasıdır. Vücudumuz “şu anda önemli bir şey oluyor” diyerek alarm verir. Sorun, bu alarmı nasıl yönettiğimizdir.
“Gündelik Hayatın İçinden Bir Gerçek”
Hadi gelin itiraf edelim: Çoğumuz sahneye çıkmadan önce şunu düşünürüz; “Ya unutursam? Ya hata yaparsam? Ya insanlar bana gülerse?” İşte bu sorular, sahne heyecanının temelini oluşturur. Oysa unutmak da hata yapmak da insanın doğasında vardır. Sahneye çıkan birini dinlerken çoğumuz onun heyecanına saygı duyar, hatta kendimizle özdeşleştiririz. Fakat iş bize gelince aynı anlayışı kendimize göstermeyiz.
Konuya tam hâkim olmamak da heyecanın en büyük tetikleyicilerinden biridir. Ne kadar hazır olursak olalım, zihnimizin bir köşesinde “acaba eksik kaldım mı?” sorusu dönüp durur. Yanlış yapma korkusu ise bu endişeyi katlar. Hele ki “eleştirilirim” düşüncesi işin içine girdiğinde, sahneye adım atmadan önce bile içimizde koca bir düğüm oluşur.
Bir de beden dili meselesi vardır. Eller titrer, sürekli saçla oynanır ya da göz teması kurmak zorlaşır. İzleyiciyle bağ kuramayınca, insan kendini sahnede tek başına hisseder. Oysa sahne dediğimiz yer, konuşmacının yalnız kaldığı bir arena değil, dinleyiciyle birlikte kurulan bir köprüdür.
“Performans Kaygısı”
Psikoloji literatüründe bu durum “performans kaygısı” olarak tanımlanır. Yapılan araştırmalar, topluluk önünde konuşma kaygısının en yaygın sosyal korkular arasında olduğunu göstermektedir. Bunun nedenleri arasında:
*Konuya hâkimiyet eksikliği
*Hata yapma ve olumsuz değerlendirilme korkusu
*Beden dilini kontrol edememe
*Göz teması kuramama
*Özgüven eksikliği ve deneyim azlığı bulunmaktadır.
Bütün bu etkenler, bireyin performansını olumsuz yönde etkiler. Ancak iyi haber şu ki, bu kaygıyı yönetmek mümkündür. Düzenli prova yapmak, küçük gruplar önünde pratik yapmak, nefes egzersizleriyle bedeni rahatlatmak ve en önemlisi, kusursuzluk kaygısını bırakmak bu süreci kolaylaştırır.
Çözüm: “Heyecanı Dost Edinmek”
Aslında sahnede yaşanan heyecanı tamamen yok etmek mümkün değildir. Ama bu bir eksiklik de değildir. Tam tersine, doğru yönetildiğinde heyecan, performansa enerji katar. Seyirci karşısında içtenlikle konuşan, hata yaptığında gülümseyerek toparlayan ve göz temasıyla bağ kuran bir konuşmacı, en kusursuz sunum yapan kişiden bile daha çok akılda kalır.
19 yıllık mesleki tecrübeme dayanarak sizlere şunu söylemek isterim: Sahnedeki heyecan, sizin düşmanınız değil, yol arkadaşınızdır. O heyecan, anlattığınız konuya değer verdiğinizi, yaptığınız işe önem kattığınızı gösterir. Yeter ki bu duyguyu bastırmaya çalışmak yerine, onu kabullenip yönetmeyi öğrenelim.
Sonuç olarak, sahnede yaşanan heyecanın nedeni bazen bilgi eksikliği, bazen özgüven zayıflığı, bazen de sadece insan olmanın getirdiği doğal bir tepkidir. Çözüm ise; iyi hazırlık, deneyim, nefes ve en önemlisi samimiyettir. Çünkü unutmayalım, sahnede iz bırakan şey kusursuzluk değil; izleyiciyle kurulan bağdır.
Sahneye Çıkmak: Heyecanın İki Yüzü

