Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Ramazan Sofrası mı, Fırsat Sofrası mı?

    “Ramazan ayı paylaşmanın, dayanışmanın ayı mı; yoksa market

 

 

“Ramazan ayı paylaşmanın, dayanışmanın ayı mı; yoksa market raflarında ve lokanta menülerinde fiyat etiketlerinin şiştiği bir “fırsat sezonu” mu?”

 

Ramazan ayı geldiğinde şehirlerin ritmi değişir. Akşamüstleri sokaklara bir telaş iner, fırınların önünde pide kuyrukları uzar, iftara dakikalar kala herkes bir yerlere yetişmeye çalışır. Ramazan; aç kalmaktan çok, paylaşmayı, yavaşlamayı ve halden anlamayı hatırlatır. En azından bize yıllarca böyle öğretildi.

 

Ama son yıllarda Ramazan sofralarının tadına başka bir şey karıştı: “zaten sürekli değişkenlik gösteren ama böylesi önemli bir ibadet ayında daha da artan fiyat etiketi.”

 

Sadece dışarıda iftar yapanlar değil; evde sofra kuranlar da artık ciddi bir maliyetle karşı karşıya. Çünkü mesele yalnızca lokantalar değil. Market rafları da Ramazan’ı bekler olmuş gibi.

 

Bir yanda “iftar menüsü” adı altında şişirilmiş fiyatlar, diğer yanda “Ramazan kolisi” etiketiyle satılan, içeriği küçülüp fiyatı büyüyen paketler… Marketin kapısından girer girmez “bereket paketi” yazılarıyla karşılaşıyoruz. Bereket yazıyor ama kasaya gelince bereketin cüzdana pek uğramadığı anlaşılıyor.

 

Ramazan kolileri başlı başına bir mesele. İçeriğine bakıyorsunuz: makarna, pirinç, bulgur, birkaç konserve, biraz şeker, biraz yağ… Yani normalde her ay alınan temel ürünler. Ama “Ramazan kolisi” etiketi yapıştırılınca, bu ürünlerin toplamı çoğu zaman tek tek almaktan daha pahalıya geliyor. Üstelik bazı ürünlerin gramajı küçülmüş, marka kalitesi düşmüş; ambalaj büyümüş, fiyat büyümüş. Kampanya var deniyor ama çoğu zaman bu kampanya, Ramazan’dan hemen önce yapılan zammın üstüne sürülmüş ince bir makyajdan ibaret kalıyor.

 

Lokantalarda da manzara farklı değil. “İftar menüsü” diye sunulan tabaklar çoğu zaman normal bir akşam yemeğinden farksız. Aynı çorba, aynı ana yemek, aynı tatlı…

Değişen tek şey etiket. Ramazan gelince yemek “özel” oluyor; ama özel olan yemeğin kendisi değil, fiyatı.”

 

Burada kimse maliyetlerin artmadığını inkâr etmiyor. Et pahalı, kira pahalı, personel gideri pahalı… Evet, hepsi doğru. Ama soru şu: “Ramazan, zam yapmak için özel bir sezon mu?”

 

İnsanların daha çok alışveriş yaptığı, mutfağın daha çok çalıştığı bir ayda fiyat yükseltmek belki ticari bir refleks olabilir; ama “Ramazan’ın ruhuyla yan yana durmuyor.Çünkü Ramazan, ihtiyacın arttığı yerde daha fazla insaflı olmayı hatırlatır.”

 

Bu tablo en çok kimi vuruyor?

Tabii ki “emeklileri ve asgari ücretle geçinenleri.”

Sabit gelirli insanlar için Ramazan, artık sadece manevi bir ay değil; aynı zamanda ay sonunu getirme mücadelesinin daha da zorlaştığı bir dönem. Emekli maaşıyla, asgari ücretle geçinen bir aile için dışarıda iftar yapmak neredeyse hayal; evde sofra kurmak bile eskisi kadar kolay değil. Temel gıdanın, etin, yağın, bakliyatın her Ramazan öncesi biraz daha pahalılaşması; bu kesimler için Ramazan’ı “bereket” ayı olmaktan çıkarıp, “idare etme” ayına çeviriyor.

 

Bu yüzden Ramazan’da yapılan her fiyat artışı, kâğıt üzerinde “ticari bir karar” gibi görünse de; gerçekte en çok sabit gelirli insanların sofrasından bir şeyler eksiltiyor.

Ramazan’ın ruhu, tam da bu kesimleri gözetmeyi gerektirirken; ortaya çıkan tablo, ne yazık ki çoğu zaman bunun tam tersi oluyor.”

 

En acı tarafı ise şu:

Ramazan ayı, dayanışmanın en çok konuşulduğu zaman. Yardım kampanyaları, bağış çağrıları, fitreler… Ama aynı anda, piyasada fiyat oyunlarının en çok yapıldığı dönem de Ramazan. Bir yanda “paylaşalım” diyoruz, diğer yanda “fırsat bu fırsat” mantığı işliyor. Bu iki tablo yan yana geldiğinde insanın içi burkuluyor.”

 

Buradan hem marketlere hem lokantalara bir söz söylemek gerekiyor.

Marketler için Ramazan, sadece satış hacminin arttığı bir sezon olmamalı. Temel gıda ürünlerinde gerçekten makul fiyatlar sunmak, göstermelik kampanyalardan çok daha anlamlıdır. Ramazan kolisi satılacaksa, içeriğiyle ve fiyatıyla gerçekten avantajlı olmalıdır.

Lokantalar için de aynı şey geçerli. İftar menüsü adı altında fiyatları şişirmek kısa vadede kazandırabilir; ama uzun vadede insanların dışarıda iftar yapma alışkanlığını bitirir. Birkaç uygun fiyatlı, doyurucu seçenek sunmak, Ramazan’a yakışan bir duruştur.

 

Tüketiciye düşen ise gördüğü her “kampanya” yazan etikete inanmamak. Gramajı, birim fiyatı, içeriği karşılaştırmak; iftar menüsü mü yoksa normal menü mü daha mantıklı bakmak gerekiyor. Bazen evde hazırlayıp, sonrasında çay için dışarı çıkmak hem daha ekonomik hem de daha sıcak bir Ramazan akşamı yaratabiliyor.

 

Ramazan ayı, fırsat ayı değildir.” Ne marketler için, ne lokantalar için, ne de etiket cambazları için…

Ramazan, imkânı olana biraz daha geri durmayı; imkânı olmayana biraz daha yer açmayı hatırlatır.

 

Sofralar büyürken fiyatlar da büyüyorsa, burada Ramazan’ı değil; Ramazan üzerinden kurulan bir düzeni konuşmamız gerekir”