Bir yanda geçim derdiyle ezilen, ay sonunu nasıl getireceğini hesaplayan insanlar var. Sabahın köründe yollara düşen, akşam eve yorgunlukla dönen, çocuğunun defterini, evinin kirasını, mutfağının tenceresini düşünen insanlar…
Hayat onlar için bir lüks değil, kesintisiz bir mücadele. Diğer yanda ise bambaşka bir dünya akıyor: Yasaklı maddelerle keyif sürenler, kuralsızlığın konforuna alışmış olanlar ve bütün bunlara rağmen toplumun geri kalanına ahlak dersi vermekte hiçbir beis görmeyenler.
Asıl çelişki tam da burada başlıyor.
Geçim derdi yaşayan insanın ahlakı sorgulanıyor; kıyafeti, yaşam tarzı, sesi, öfkesi tartışma konusu oluyor. Ama yasakları delen, hukuku hiçe sayan, güç ve parayla her kapıyı açabilen kesim çoğu zaman görmezden geliniyor. Hatta daha da ileri gidip, “örnek insan”, “saygın kişi” muamelesi görüyor. Ahlak, garibanın omzuna yüklenen ağır bir çuval hâline gelirken, imtiyazlılar için süslenmiş bir söylemden ibaret kalıyor.
Bu ülkede ahlak, ne yazık ki çoğu zaman erdemle değil, statüyle ölçülüyor. Yoksulun hatası “suç”, zenginin hatası “talihsizlik” olarak tanımlanıyor. Bir işçi hakkını aradığında “düzeni bozmakla” suçlanıyor; ama bir başkası yasaklı maddelerle lüks mekânlarda keyif sürerken bu durum “özel hayat” denilerek geçiştiriliyor. “Toplumun vicdan terazisi bozulmuş durumda.”
İnsanlar artık sadece geçinememekten değil, bu adaletsizliğin normalleştirilmesinden de yoruldu. Çünkü mesele para değil sadece; mesele onur, eşitlik ve samimiyet. Ahlak naraları atanların kendi hayatlarına dönüp bakmamaları, kuralları başkaları için istemeleri, adaleti sadece zayıflar için işletmeleri toplumun en büyük yaralarından biri hâline geldi.
“Bir ülkede yasalar varsa, herkes için vardır.” Ahlak konuşulacaksa, önce güç sahiplerinin hayatları masaya yatırılmalıdır. Yoksulun sabrı kutsanırken, zenginin sorumsuzluğu alkışlanmamalıdır. Aksi hâlde ahlak, toplumun ortak değeri olmaktan çıkar; bir baskı aracına dönüşür.
Ahlak naraları atan bu kesime yönelik ciddi ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmadıkça, gençlerimiz ve çocuklarımız için kötü örnek olmaya devam edecekleri açıktır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi korumanın zamanı çoktan geldi, hatta geçiyor; kuralsızlığın cezasız kaldığı, çifte standardın normalleştirildiği bir düzende sessiz kalmanın bedelini geleceğimiz ödüyor.

