Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Küller Soğumadan Baltayı Kaldırmak

Ülke olarak orman yangınlarının acısı henüz dinmiş değil. Alevlerin söndüğü

Ülke olarak orman yangınlarının acısı henüz dinmiş değil. Alevlerin söndüğü yerlerde bile, geride kalan tahribat hâlâ gözümüzün önünde duruyor. Yanmış ağaçlar, yok olan hayvanlar, evlerini kaybeden insanlar… Toprağın hâlâ siyah olduğu, doğanın kendine gelmeye çalıştığı bir dönemde, Sinop’ta 224 bin ağacın kesilmesi için ÇED onayı verildiği haberiyle karşılaşıyoruz.

Bu, sıradan bir yatırım haberi değildir. Bu, toplumun vicdanını ve geleceğe dair umutlarını ilgilendiren bir karardır.

Ormanlar yalnızca ağaçtan ibaret değildir. Bir orman; suyu tutar, toprağı korur, iklimi dengeler ve sayısız canlının yaşam alanıdır. Bugün “224 bin ağaç” denilerek geçilen rakam, aslında telafisi mümkün olmayan bir ekosistemin parçalanması anlamına gelir. Yangınlarla zaten büyük kayıplar yaşayan doğaya bir de planlı kesimlerle yük bindirmek, yarayı derinleştirmekten başka bir şey değildir.

İklim krizinin etkilerini her geçen gün daha ağır hissediyoruz. Kuraklık, ani yağışlar, seller ve aşırı sıcaklar artık hayatımızın olağan bir parçası hâline geldi. Bilim insanları yıllardır aynı noktaya işaret ediyor: Ormanları korumadan ne su güvenliğini ne tarımı ne de yaşam kalitesini koruyabiliriz. Buna rağmen, geniş orman alanlarının ekonomik gerekçelerle gözden çıkarılması, kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli bir kaybı kabullenmek demektir.

Asıl sorulması gereken şudur: Bu kimin yararına?

Ülke yararı, doğayı yok ederek sağlanan geçici kazançlar değildir. Ülke yararı, toplumun tamamının nefes alabileceği, güvenli ve yaşanabilir bir geleceği inşa etmektir. Bugün kesilen her ağaç, yarın daha büyük felaketlerin kapısını aralayabilir.

Yangınlar karşısında gözyaşı döküp, hemen ardından başka bölgelerde binlerce ağacın kesilmesine onay vermek, toplumda derin bir çelişki yaratmaktadır. Doğayı sadece felaket zamanlarında hatırlayıp, normal zamanlarda yok saymak, sürdürülebilir bir anlayış değildir.

Ormanlar, gerektiğinde feda edilecek alanlar değil; korunması zorunlu ortak mirasımızdır. Küller henüz soğumamışken alınan bu kararlar, sadece doğayı değil, toplumsal vicdanı da zedelemektedir.

Bugün verilen bu izinler belki kâğıt üzerinde birer imzadan ibaret görünebilir. Ancak doğada karşılığı; kesilen ağaçlar, kaçan hayvanlar ve geri gelmeyecek bir dengedir. Ve bu dengenin bozulmasının bedelini, hep birlikte ödeyeceğiz.