Bazı zamanlar insan, yaşadığı dünyaya yabancılaşır. Kötülük bir meziyet, incitmek bir güç gösterisi, vicdansızlık ise akıllılık sanılır. “İnsanlar adeta kötülükte yarış hâlindedir. “
Daha sert olanın, daha çok kıranın, daha acımasız davrananın ayakta kalacağına inanılır. Böyle bir ortamda kalbini korumaya çalışmak saflık değil; bilinçli ve cesur bir tercihtir.
Zordur. Çünkü kalp, sürekli darbe alan bir yerdir. Her haksızlık yeni bir yara açar, her hoyratlık biraz daha kanatır. İnsan bu yaralar karşısında iki yola sapar: Ya yarasını sarar ya da acıyı hissetmemek için hissizleşir. “Çoğu kişi hissizleşmeyi seçer; çünkü hissetmek, bu çağda ağır bir yüktür.”
Oysa hissizleşen bir kalp korunmuş sayılmaz, sadece kapanmıştır. Acıyı susturur ama merhameti de beraberinde yok eder. Kendini savunduğunu sanırken, insanlığından vazgeçer. Asıl mesele kalbi kapatmak değil; yaralansa bile diri tutabilmektir.
Kötülük bulaşıcıdır. İnsan, maruz kaldığı şeyin dilini farkında olmadan öğrenir. “Başka türlü yaşanmaz” cümlesi böyle doğar. İşte en büyük tehlike buradadır. Çünkü kötülüğe alışmak, ona maruz kalmaktan daha yıkıcıdır. İnsan bir noktadan sonra zarar görmez, zarar verir hâle gelir.
Kalbini korumak, her şeye katlanmak değildir. Sessiz kalmakla sabretmek aynı şey değildir. Kalbini koruyan insan, sınırlarını bilir. Ne her kavgaya girer ne de her haksızlığı içine gömer. Çünkü bilir ki susmak bazen erdemdir ama her suskunluk masum değildir.
Bugün iyilik çoğu zaman zayıflık sanılıyor. Oysa iyilik, kolay bir tercih değildir. Kötü olmak anlıktır, tepkiseldir, emek istemez. İyi kalmak ise irade ister. Yalnız kalmayı, anlaşılmamayı, hatta kaybetmeyi göze almayı ister. “Bu yüzden en çok yorulanlar, hâlâ vicdanını kaybetmemiş olanlardır.”
Onlar gece başlarını yastığa koyduklarında kendilerine hesap verirler. “Bugün kalbimi koruyabildim mi?” diye sorarlar. Kötülükle yarışanlar bu soruyu sormaz; çünkü cevaptan korkarlar. Hesap vermeyen kalpler, zamanla taşır ama asla derinleşmez.
Ve bütün bu gürültünün, bu hoyratlığın, bu bitmeyen kötülük yarışının sonunda değişmeyen tek bir hakikat vardır:
“Sonu her türlü hüsranla biten kötülükten, bugüne kadar kimse gerçekten kâr etmemiştir. “
Kısa vadede kazanç gibi görünen her şey, zamanla insanın elinden değil; içinden eksilir. İtibar sessizce erir, huzur fark edilmeden kaybolur, vicdan ağır bir yük hâline gelir.
“Yarın bize ya da sevdiklerimize ihtiyaç olacak bir damla kanın kimden geleceğini bilemeyiz. Hayat, ummadığımız anlarda ummadığımız insanlara muhtaç bırakır. “
Bu yüzden “geçici şeyler uğruna kötülük etmek, bize hiçbir şey kazandırmaz; geriye yalnızca pişmanlık kalır.”
Bu nedenle kalbini korumak, bu çağda bir lüks değil; bir zorunluluktur.
“Herkesin daha fazlasını almak için yarıştığı bir dünyada, insanın kendini kaybetmemeyi seçmesi büyük bir duruştur.”
Ve belki de gerçek kazanç tam olarak budur:
“Hüsrana bulaşmadan, iyi kalabilmek.”

