Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Kötülüğün Normalleştiği, İyiliğin Anormalleştiği Dünya Düzeni

Bir çağ düşünün…Kötülüğün artık bir istisna değil, neredeyse bir norm

Bir çağ düşünün…
Kötülüğün artık bir istisna değil, neredeyse bir norm gibi dolaştığı; iyiliğin ise gariplik, saflık, hatta stratejik bir hata olarak görüldüğü bir çağ. Aslında öyle çok da uzak bir tasvir değil bu. Üzerimizde yaşadığımız dünya toprağından yükselen gerçekliği anlatıyor: Sesini yükseltenin haklı olduğu, hızlı olanın doğru kabul edildiği, daha çok tüketenin daha değerli sayıldığı bir düzen.

Bu düzende kötülük, kimsenin kapısını çalmadan içeri girebilen bir misafir gibi. Habersiz, davetsiz, ama nedense herkesin tanıdığı bir yüz. Belki de en tehlikelisi bu: “Kötülüğün yabancı olmaktan çıkması, ona aşina hâle gelmemiz. “ Haber bültenlerinin günlük rutinine dönüşmesi, sokakta olağan bir manzara gibi karşımıza çıkması, hatta dijital dünyada “trend” olabilmesi…

Artık kimse “Nasıl olur?” diye şaşırmıyor. Çünkü hepimiz aslında şu soruya alıştık: “Daha beterini duymuş muydun?”

“İyiliğin kaderi ise daha trajik.”
İyilik bugün bir tür yan etki gibi görülüyor: Fazla dozda alırsan zarar görürsün. Çünkü iyiliği yapan, çoğu zaman saf bulunuyor; “hayatın gerçeklerini bilmediği” düşünülüyor. Bereketli bir tohum gibi değil, sanki korunması gereken kırılgan bir cam parçası gibi görülüyor. Zarar görmesin diye saklanıyor; saklandığı için toplumun görünür alanlarından çekiliyor. Böylece iyilik görünmezliğe sürüklenirken kötülük alenen ortalıkta dolaşıyor.

Hâlbuki bir toplumun en tehlikeli kırılma noktası kötülüğün artması değil, iyiliğin geri çekilmesidir. Çünkü geri çekilen her iyilik, kötülüğe bir metrekare daha alan açar. Bir gün bakarsınız, çocuklara bile “dünya böyle işte” diyerek temkinli, mesafeli, şüpheci olmayı öğretir hâle gelmişiz. Masumiyetin bile bir tür risk faktörü gibi görüldüğü bir iklim doğar.

Belki de asıl soru şudur:
Bu düzen nasıl kuruldu? Ve daha önemlisi, neden ayakta kalıyor?

Cevap basit: Çünkü kötülük çok daha gösterişli, iyilik ise çok daha sessizdir. Kötülük bağırır; iyilik fısıldar. Bağıran her zaman daha hızlı duyulur. Kötülük hazır paket hâlinde sunulur; medya için ilgi çekici, seyirlik ve çoğu zaman tıklanabilir bir malzemedir. İyilik ise emek ister, dikkat ister, zaman ister. Bu yüzden çoğu insan kolay olanı seçer.

Diğer bir sebep: Toplumsal hafızamız yoruldu. Sürekli kötü haber bombardımanı altında kalmış bir ruh, bir süre sonra kendini korumak için duvar örer. Bu duvar, kötülüğe karşı duyarsızlık yaratırken iyiliğe karşı şüphe doğurur. “Bu devirde kim kime yardım eder?” cümlesi de tam olarak bu duvarın sloganıdır.

Oysa tarihin en karanlık dönemleri bize hep aynı hakikati öğretmiştir:
Kötülüğü sıradanlaştıran şey kötülüğün gücü değil, iyiliğin sessizliğidir.

İyilik, sesini duyurmak için kalabalık olmak zorunda değildir. Bir kıvılcım bile karanlık bir odanın tüm atmosferini değiştirebilir. Bir insanın bir diğerine gösterdiği incelik, beklenmeyen bir merhamet, bir yabancının bir diğerine uzattığı el… Bunlar hâlâ bu dünyanın doğal olmayan mucizeleri.

Belki de sorun; iyiliğin güçsüz olması değil, bizim iyiliğe yüklediğimiz anlamın zayıflamış olmasıdır. Çünkü iyilik artık sıradan bir davranış değil, neredeyse bir “direniş biçimi” hâline geldi. Sustuğumuz her yerde, görmezden geldiğimiz her haksızlıkta, dilsiz kalmayı seçtiğimiz her eşikte kötülük büyüyor; iyilik ise yalnızlaşıyor.

Bugün içinde yaşadığımız dünya, belki de hiç olmadığı kadar öğreti dolu:
Kötülük o kadar olağanlaşmış durumda ki, iyiliğin varlığı artık bir tür karşı kültür gibi algılanıyor. Ama yine de, ne kadar sessizleşirse sessizleşsin, iyiliğin insan ruhunda hâlâ yerini kaybetmediğini biliyoruz. Çünkü insanın içindeki en ilkel, en saf, en köklü ihtiyacı güven duygusudur. İyilik güvendir; kötülük ise güvensizliğin sürekliliğidir.

Belki de bizim görevimiz; iyi olmanın eski moda bir davranış olmadığını, dünya ne kadar değişirse değişsin insanın özündeki güzelliğin hâlâ orada durduğunu hatırlatmaktır.

Düzen bozulmuş olabilir.
Ama insan bozulmaya mahkûm değildir.

Kötülüğün normalleştiği bir çağda bile, iyilik hâlâ en büyük tepkidir.
Ve bazen bir toplumun gidişatını değiştiren şey büyük devrimler değil, küçük ama ısrarcı iyiliklerdir.