Toplumların hafızası bazen sanıldığından daha güçlüdür. Bugün unutulmuş gibi görünen adaletsizlikler, görmezden gelinen haksızlıklar ve liyakatin yerini alan kayırmacılık aslında sessizce birikir.
Gün gelir, bir atasözünün sade ama güçlü ifadesinde vücut bulur: Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner.
Bu söz yalnızca bir uyarı değildir. Aynı zamanda tarihsel bir gerçeğin de özeti gibidir. Çünkü adaletin zedelendiği, liyakatin geri plana itildiği her düzen, kısa vadede güçlü görünse de uzun vadede kendi iç çelişkilerinin ağırlığı altında sarsılmaya mahkûmdur.
Bir toplumun en önemli sütunlarından biri adalettir. Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlarla sınırlı değildir; iş hayatında, kamu yönetiminde, eğitimde ve günlük yaşamın her alanında hissedilmesi gereken bir ilkedir. İnsanlar emeklerinin karşılığını alabileceklerine, çabalarının adil biçimde değerlendirileceğine inanmadıklarında toplumsal güven zedelenir. Güvenin zedelendiği yerde ise üretkenlik azalır, umut yerini sessiz bir kabullenişe bırakır.
Bir yerde adalet uygulanacak ise belli bir kesime değil, herkese eşit şartlarda uygulanmalıdır ki gerçekten adaletten söz edilebilsin. Adaletin ölçüsü, kimi koruduğu değil herkese aynı mesafede durup durmadığıdır. Birine işleyen adalet ötekini görmezden geliyorsa orada ciddi bir boşluk var demektir. Ve bu boşluk yalnızca bir eksiklik değil, güven sarsıcı bir durumdan çok daha fazlasıdır; toplumun vicdanında derin bir çatlak oluşturur.
Liyakat ise adaletin doğal tamamlayıcısıdır. Bir görevin ehline verilmesi yalnızca o işi yapan kişinin başarısını değil, bütün sistemin verimliliğini belirler. Ancak liyakat yerine sadakatin, bilgi yerine yakınlığın tercih edildiği sistemlerde dengeler hızla bozulur. Nitelikli insanlar geri çekilir, vasatlık norm haline gelir ve kurumların içi yavaş yavaş boşalır.
Böyle bir ortamda en büyük zarar sadece bireylere değil, toplumun geleceğine verilir. Çünkü liyakatin zayıfladığı yerde gençlerin hayalleri de zayıflar. Çalışmanın, üretmenin ve kendini geliştirmenin bir karşılığı olmadığı düşüncesi yayıldıkça toplumun dinamizmi de kaybolur.
Oysa adalet ve liyakat birbirini besleyen iki temel değerdir. Adaletin güçlü olduğu yerde liyakat kendiliğinden değer kazanır. Liyakatin hâkim olduğu yerde ise adalet daha görünür hale gelir. Bu iki ilkenin zedelendiği bir düzen ise eninde sonunda kendi içinde bir hesaplaşmaya sürüklenir.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Güç ve imkân sahiplerinin sistemi kendi lehlerine çevirdiği dönemler olmuştur. Ancak hiçbir düzen sonsuza kadar aynı şekilde devam etmemiştir. Çünkü toplumların vicdanı, gecikse de mutlaka bir denge arayışına girer.
İşte tam da bu noktada atasözünün derin anlamı ortaya çıkar: Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner. Bu söz bir intikam çağrısı değildir. Aksine, adaletin er ya da geç yerini bulacağına dair kadim bir hatırlatmadır.
Bugün önemli olan, o gün gelmeden önce doğruyu hatırlamaktır. Liyakati güçlendirmek, kurumları kişilere göre değil ilkelere göre yönetmek ve adaleti herkes için eşit kılmak… Bunlar yalnızca ideal söylemler değil, sürdürülebilir bir toplum düzeninin temel şartlarıdır.
Çünkü adalet geciktiğinde toplum yorulur; ama tamamen ortadan kalktığında düzen çöker. Bu yüzden mesele yalnızca bugünün haksızlıkları değildir. Mesele, geleceğin nasıl bir temel üzerinde yükseleceğidir.
Ve unutulmaması gereken bir gerçek vardır: Güç geçicidir, makamlar değişkendir, zaman ise herkesi aynı noktada buluşturur.
İşte o noktada geriye tek bir ölçü kalır: “Adalet “

