Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Kadının Can Güvenliği Sağlanmadan 8 Mart’tan Söz Edilemez

“Kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin her geçen gün arttığı bir

“Kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin her geçen gün arttığı bir dünyada, 8 Mart’ı sadece mesajlarla ve çiçeklerle anmak artık yeterli değil. Kadınlar temenniler değil, gerçek ve kararlı adımlar görmek istiyor.”

Takvimler 8 Mart’ı gösterdiğinde, yine kürsüler kurulacak, mesajlar paylaşılacak, çiçekler verilecek. Herkes kadınların toplumdaki önemini hatırlayacak. Ama sonra hayat kaldığı yerden devam edecek. Ve ne yazık ki bazı kadınların hayatı devam edemeyecek.

Çünkü biz bu topraklarda artık çok ağır bir gerçekle yaşıyoruz. Her yeni gün, bir kadının daha şiddet ya da cinayetle yarım kalan hayatıyla uyanıyoruz. Bir annenin, bir kızın, bir kardeşin, bir arkadaşın hikâyesi gazetelerin sayfalarına düşüyor. Her birinin ardında yarım kalan hayaller ve derin bir sessizlik kalıyor.

En acı olan ise çoğu zaman bu hikâyelerin sürpriz olmaması. Birçoğu defalarca yardım istemiş, defalarca korkusunu dile getirmiş, korunmak istemiş oluyor. Ama bazen o sesler yeterince duyulmuyor. Artık her 8 Mart’ta aynı temennileri duymaktan yorulduk: “Bir daha olmasın.” Çünkü bu cümleler, toprağa verilen hayatları geri getirmiyor.

“Toplum artık sözlerin değil, iradenin peşinde. Kağıt üzerinde yazılmış yasalar tek başına hayat kurtaramaz.” Onları hayata geçiren kararlılık, adaletin gerçekten var olduğunu hissettiren güçlü bir duruş gerekir. Bir kadının yaşam hakkı tartışma konusu değildir; bu, bir toplumun vicdanını ölçen temel bir sınavdır.

Kadına yönelik şiddet yalnızca bir suç değil, aynı zamanda bir vicdan meselesidir. Bir toplumun aynası, kadınlarının gözlerindeki korkudur. Eğer bir kadın gece sokakta yürürken arkasına bakmak zorunda kalıyorsa, hayatına dair kararlar alırken endişe duyuyorsa, o toplumun hâlâ çözmesi gereken büyük bir sorunu var demektir.

Çünkü kadınlar yalnızca bir toplumun yarısı değildir; onlar bir toplumun vicdanıdır. Bir annenin duasında, bir kız çocuğunun hayalinde, bir kadının hayata tutunma gücünde o toplumun geleceği saklıdır.

Bu nedenle 8 Mart artık sadece bir kutlama günü değildir. Aynı zamanda bir “hatırlama ve yüzleşme”günüdür. Unutulanları hatırlama, sessiz kalanları duyma ve görmezden gelinenleri görme günüdür.

Gerçek anlamı, bir kadının korkmadan yaşayabildiği bir dünyada saklıdır; bir kadının hayatının öfke ve şiddetle tehdit edilmediği bir ülkede saklıdır.

Kadınların güvenle yaşayamadığı bir toplumda hiçbir başarı tam değildir, hiçbir ilerleme gerçek değildir, hiçbir gelecek sağlam değildir. Kadınların susturulduğu bir toplum sessizdir. Kadınların korktuğu bir dünya ise karanlıktır.

Artık temenniler değil, değişim istiyoruz. Sözler değil, adalet istiyoruz. O zaman 8 Mart gerçekten bir kutlama günü olur. Ama o güne kadar, her kadın cinayeti ve şiddet olayı sonrası söylenen cümleler değil, kadınların güvenle yaşayabildiği bir ülke gerçek kutlama olacaktır. Çünkü “kadınlar için en büyük hediye bir gün verilen çiçek değil, ömür boyu korunabilen yaşam hakkıdır.”