Sosyal medya çağında artık herkes bir ilişki uzmanı.
Ekran başından “doğru sevme yöntemleri” anlatan, “karşı cinsi elde etme taktikleri” sıralayan, duyguları matematik gibi çözen sayısız “akıl hocası”yla dolu ortalık.
Ne kadar ilgilenmeli, ne kadar uzak durmalı, kaç mesaj atmalı, ne kadar beklemeli…
Her şeyin bir formülü var.
“Sanki sevgi bir duygu değil, bir yazılım koduymuş gibi.”
Ama biz bu algoritmalarla uğraşırken, gerçek sevgi sessizce yok oluyor.
Artık insanlar hissetmiyor, plan yapıyor.
Sevmek yerini stratejiye, içtenlik yerini mesafeye bıraktı.
Kalpler, duygularını korumak uğruna kapandı.
Ve sonra herkes aynı şeyi söylüyor:
“Artık dürüstlük yok, gerçek sevgi kalmadı.”
Ama kimse sormuyor:
Peki biz samimiyetten ne zaman bu kadar korkar olduk?
Bu durum kadın için de, erkek için de aynı.
Herkes “daha az hisseden taraf” olmaya çalışıyor.
Çünkü artık en çok seven değil, en çok umursamayan “kazanan” sanılıyor.
Oysa bu kazanç değil, duygusal yoksullaşmadır.
Kendini korumak uğruna sevgiyi kaybetmektir.
İnsanlar bugün sevgiyi ölçmeye, dozunu ayarlamaya, dengesini kurmaya çalışıyor.
Ama işte tam da o anda, sevginin miktarını düşünürken sevgi kavramını yitiriyorlar.
“Çünkü sevgi, hesapla yaşandığında anlamını kaybeder.”
Bir duyguyu planlamak, onu duygudan çıkarır.
Kalıplara girmeye çalışmak ilişkileri boğuyor.
İnsanlar birbirine değil, taktiklere inanıyor.
Sonra ortaya sahte mutluluklarla dolu, yüzeysel ilişkiler çıkıyor.
Herkes “mutluymuş gibi” davranıyor ama içten içe eksik hissediyor.
Çünkü hesapla yaşanan bir sevgi, hiçbir zaman gerçek olamıyor.
“Gerçek sevgi, planla değil içgüdüyle olur.”
Bir formülü yoktur, ölçüsü yoktur, garantisi yoktur.
Ama içten yaşandığında, o dürüstlük zaten en büyük bağdır.
Kırılma riski taşır, evet.
Ama o risk olmadan sevginin anlamı da olmaz.
Belki de bu çağın en büyük cesareti, yeniden samimi olabilmektir.
Taktikleri bir kenara bırakıp, “işte buyum” diyebilmek.
Çünkü her şeyin algoritmaya dönüştüğü bu dünyada,
en büyük isyan, hâlâ kalpten sevebilmektir.
“Ve belki de sevgi hiçbir zaman kaybolmadı.
insan, onu akılla anlamaya çalışırken kalbiyle hissetmeyi unuttu.”

