Bugün gençlere baktığımızda, gözlerinde tarifsiz bir yorgunluk, içlerinde sessiz bir fırtına görüyoruz. Konuşsalar anlatamayacakları, içlerine attıkları bir boşluk… Sanki hayallerini rüzgârda kaybetmiş gibiler.
“Ne olmak istiyorsun?” diye sorduğumuzda çoğu başını öne eğiyor.
“Bilmiyorum…” diyorlar.
O “bilmiyorum”un içinde çaresizlik var, kırgınlık var, duyulmayan bir çığlık var.
Gençler amaçsız doğmadı, umutsuz yaratılmadı.
Bugün onları bu noktaya getiren; çoğu zaman farkına bile varamadığımız aile içi kopuşlar ve hayatın gençlerin sırtına koyduğu ağır yükler…
“Aile: Genç yüreğin ilk sığınağı”
Her genç, önce ailesinin ellerinde büyür. Bir çocuğun yüreğine ilk umudu koyan, ilk özgüveni veren anne-babasıdır. Onların söylediği bir “yanındayım” sözü, bir gencin dünyasını aydınlatır.
Fakat bugün birçok genç o ışığı göremiyor.
Kimisi evde konuşacak kimse bulamıyor,
kimisi ne söylese yanlış anlaşılacağını düşünüyor,
kimisi ise baskı ile ilgisizlik arasında sıkışıp kalıyor.
İşte tam da burada ailelerin büyük bir sorumluluğu var.
İpin ucunu tamamen kaçırmadan önce gençlerin davranışlarını, içlerine kapanışlarını, yüzlerindeki gölgeleri fark etmek gerekiyor.
Çünkü gençler çoğu zaman dertlerini yüksek sesle söylemezler; ama gözlerindeki parıltı sönmeye başladığında bunu görebilecek olan yine ailelerdir.
Bir gencin umutsuzluğa kapılmaması için, ailelerinin onu gözlemlemesi, anlamaya çalışması, desteklemesi hayati önem taşır.
Genç, “Benimle ilgilenen, beni anlayan bir ailem var” duygusunu hissettiğinde hayat ne kadar zor olursa olsun ayakta kalacak gücü bulur.
“Ekonomik şartların yükü”
Elbette mesele sadece ailede bitmiyor.
Hayat şartları ağırlaştıkça gençlerin yükü de artıyor. İş bulma kaygısı, geçim korkusu, artan yaşam maliyetleri… Daha yolun başında iken gençlerin sırtına koca bir gelecek yükleniyor.
Hayal kurmak bile bazıları için lüks hale geliyor.
Oysa genç hayal kuramazsa nefes alamaz.
Gençlerin kalbinde duyulmayı bekleyen bir ses var
Bugünün gençleri yönsüz değil; sadece ihtiyaç duydukları rehberliği bulamadıklarında karanlıkta kalmış bir ışık gibiler.
Parlayacak güçleri var, söyleyecek sözleri var, üretme istekleri var.
Tek istekleri ise çok basit:
Dinlenmek, anlaşılmak, destek görmek.
Gençler umutsuz değil; sadece yoruldular. Kırıldılar. Görülmeyi, duyulmayı, değer verilmeyi bekliyorlar.
Aileler gençlerinin sesini zamanında duyarsa, onları anlamaya çalışır ve destek olursa; gençlerin içindeki ışık yeniden yanar. Çünkü bir gencin umudu güçlendiğinde sadece o değil, toplumun tamamı güçlenir.
“Bir gencin içindeki umudu büyütmek, bir ülkenin kaderini değiştirmektir.”

