Asgari ücret zammı açıklandığında rakamlar paylaşıldı, oranlar anlatıldı, uzun açıklamalar yapıldı. Ancak günlük hayatın içinde bu artışların karşılığı sınırlı kaldı. Çünkü temel ihtiyaçların maliyeti artmaya devam ederken, ekmek hâlâ pahalıydı; emek ise yapılan zamma rağmen değerini tam olarak bulamamıştı.
Tam da bu noktada Levent Kırca’nın yıllar önce dile getirdiği “zam değil, zamcık” sözü yeniden hatırlanıyor. O söz, bir espriden çok daha fazlasıydı. Anlatılması zor olan bir gerçeği mizah yoluyla görünür kılıyordu. Bugün de benzer bir durum yaşanıyor: Rakamlar var ama hissedilen bir rahatlama yok. Bu yüzden açıklamalar ikna edici olmuyor.
Asgari ücretle çalışan bir insanın emeği yalnızca çalışma saatlerinden ibaret değil. O emek; erken başlayan günleri, ertelenen ihtiyaçları ve sürekli yapılan hesapları kapsıyor. Yapılan artışlar bu emeği enflasyon karşısında koruyamadığında, çalışanlar kendilerini yine aynı noktada buluyor. Bu durum çalışanın çabasını küçümsemek anlamına gelmese de, emeğin yeterince gözetilmediği duygusunu güçlendiriyor.
Levent Kırca’nın “İzahı olmayan şeylerin mizahı olur” sözü, bugün asgari ücret tartışmalarında yeniden anlam kazanıyor. İnsanlar yaşadıkları geçim sıkıntısını rakamlarla değil, günlük hayatla ölçüyor. Market alışverişinde, kira ödemesinde, fatura geldiğinde gerçek tablo daha net görülüyor.
İnsanlar bir lütuf beklemiyor, sadece emeğinin karşılığını almak istiyor. Çalışmanın, temel ihtiyaçları karşılayabildiği ve geleceğe daha güvenle bakılabildiği bir hayat sunmasını bekliyor.

