Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Dertleri Hep Vatandı, Dertleri Tek Vatandı

18 Mart… Takvimde sıradan bir gün gibi görünür. Ama bu

18 Mart…

Takvimde sıradan bir gün gibi görünür. Ama bu topraklarda yaşayan herkes için o gün, kalbin biraz daha ağır attığı, gözlerin biraz daha uzaklara daldığı bir gündür. Çünkü 18 Mart, sadece bir zaferin tarihi değil; bir milletin yeniden doğuşunun, “buradayım” deyişinin adıdır.

Çanakkale Savaşı, yoklukla var olmanın, imkânsızlıkla direnişin destanıdır. Yorgun bir imparatorluk, tükenmiş kaynaklar, bitkin düşmüş insanlar…

Ve karşılarında dönemin en güçlü orduları. Her şey hesaplandığında sonuç bellidir aslında. Ama tarih bazen hesapları değil, yürekleri yazar.

18 Mart 1915 sabahı, düşman donanması Çanakkale Boğazı’na dayanırken, kendinden emindi. Saatler içinde İstanbul’a ulaşacağını, bu direnişin kısa sürede kırılacağını düşünüyordu. Fakat bilmedikleri bir şey vardı: Bu toprakların insanı, geri çekilmeyi değil, gerekirse toprağın kendisi olmayı seçerdi.

O gün denizde yazılan destan, aslında gecenin sessizliğinde başladı. Nusret Mayın Gemisi, karanlığın içinde boğaza bıraktığı mayınlarla sadece bir strateji değil, bir kader yazdı. Sabah olduğunda, dünyanın en güçlü zırhlıları birer birer sulara gömülürken, bir milletin “geçilmez” dediği çizgi de tarihe kazındı.

Ama Çanakkale’yi sadece toplarla, gemilerle anlatmak eksik kalır. Asıl hikâye, siperlerde yazıldı. Henüz bıyığı terlememiş gençlerin, cebinde annesine yazdığı bir mektupla savaşa gitmesidir Çanakkale. Bir askerin, yaralı arkadaşını kurtarmak için kendini siper etmesidir. Açlıkla, susuzlukla, uykusuzlukla sınanan ama bir an bile geri adım atmayanların sessiz ama sarsılmaz direnişidir.

Ve bu destanın içinde, insanlığın en saf hâli de saklıdır. Aynı topraklarda birbirine kurşun sıkan askerlerin, yaralıyı görünce el uzatması… Suyunu paylaşması…

“Çanakkale, sadece bir savaş değil; insanlığın da sınandığı bir aynadır.”

Bugün geriye dönüp baktığımızda, o gün kazanılanın sadece bir cephe olmadığını anlıyoruz. Asıl kazanılan; birliktir, inançtır, fedakârlıktır. “Ben” demekten vazgeçip “biz” olabilmenin gücüdür. Çünkü o gün orada kazanılan şey, bir milletin geleceğidir.

18 Mart, her yıl bize aynı soruyu fısıldar:
Biz, o ruhu ne kadar yaşatıyoruz?
Zor zamanlarda birbirimize ne kadar kenetleniyoruz?
Yoksa sadece hatırlayıp sonra unutuyor muyuz?

Çanakkale’yi anmak, geçmişi hatırlamak değil; o ruhu bugünde yaşatmak, yarına taşımaktır. Belki artık cephelerde değiliz ama hayatın içinde verdiğimiz mücadelelerde aynı cesarete, aynı dayanışmaya hâlâ ihtiyacımız var.

“Çünkü bazı zaferler, sadece kazanıldıkları gün değil; hatırlandıkları her an yeniden yüreğimizde doğar.”
Çanakkale, bir milletin gözyaşıyla yazdığı ama gururla taşıdığı en büyük emanettir.
O siperlerde toprağa düşen her can, bugün attığımız her adımda, aldığımız her nefeste bizimle yaşamaya devam eder.

Bu yüzden bugün başımız biraz daha eğik, kalbimiz biraz daha ağır…
Aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve sonsuz bir saygıyla anıyoruz.