12 Eylül 1980.
Askeri darbenin üzerinden tam 45 yıl geçmiş.
Darbe ile birlikte Süleyman Demirel’in başbakanı olduğu hükümet görevden alındı, Meclis lağvedildi, 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askeri dönem başladı.
11 Eylül’ü 12 Eylül’e bağlayan gece yaşadıklarımız ise halen hafızalarda.

Bunlardan kimilerine yer vermek için klavyenin başına geçtiğimde askerlik arkadaşım boksör Nazmi Menteş’in benden önce davrandığını gördüm. Gayet de güzel yazmış. Sevgili Menteş’in sosyal medyada paylaşımına bakalım:
‘’Ben o dönemde Ankara Karagücü Spor Merkezinde 6 aylık askerdim. Sabah saat 6’da uyandırıldık. Dışarıdan gürültülü homurtular geliyordu, bir tuhaflık vardı. Normalde Karagücü seremonisi eşofmanlarımızla sabah 9’da içtima olurken, bu kez saat 7’de askeri elbiselerimizle içtima aldılar.
Koğuşlara girerek yatanları uyandıran nöbetçi subayı, darbe olduğunu ve sabah antrenmanının iptal edildiğini söyledi. Hepimize “İkinci bir emre kadar askeri elbise ile gazinoda oturacaksınız” emri verildi.

İçtima bittikten sonra gazinoda tek kanallı siyah beyaz televizyonu açtık. Kenan Evren ve beraberindeki komutanlar darbeyi duyuran açıklamayı okuyorlardı. Diğer birlikler günler öncesinden hazırlıklarını yapmışken, biz henüz öğrenmiştik. Hepimiz şaşkındık; kafalarımızda bin bir soru vardı. Futbolcusundan güreşçisine, boksöründen atletine hepimiz kendi alanımızda elit sporculardık. Bundan sonra antrenmanlarımızı yapabilecek miydik? Askeri üniforma günlük rutinimizde alışık olmadığımız bir durumdu.

O an gözümün önüne geliyor: Rahmetli boksör tertibimiz Adnan Özakalın , sağ omzuna bir 500 lira, sol omzuna da bir 500 lira koydu. Sağında rahmetli Yenilmez Aydın, solunda rahmetli Turgay Gülveren’i alıp Televizyonun altına geçti, “ben de binbaşı oldum, ikinci bir emre kadar antrenmanları yasakladım! Milliymiş, Avrupa şampiyonuymuş, kimseyi dinlemem. Akşam herkes mutfağa, patates soğan soymaya gidecek!” diye espri yaptı. Hepimiz güldük ama bir belirsizlik içindeydik.
Ankara’da konumumuz, tam olarak Harp Okulu girişi ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın karşısındaydı. Askeriyenin göbeğinde olduğumuz için tepemizden sürekli helikopterler inip kalkıyordu. Nihayet öğleye doğru rahmetli Astsubay Fuat Yurtsever hocamız geldi ve “Herkes askeri elbiseyi çıkarıp eşofmanlarını giysin, kendi programlarını uygulayabilir” dedi. İşte o an içimize bir su serpildi.’’
İster askeri, ister sivil olsun. Nereden ve kimden gelirse gelsin darbeler yerin dibine batsın!
Yaşasın demokrasi.
( Bu yazı 2 gün önce 12 Eylül’de yayınlanacaktı. Bulunduğum K.Deliller köyünde internet sorunu nedeniyle 2 gün rötor yaptı)

