Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Bu Ülkenin Konuşacak Daha Ciddi Dertleri Var

“İnsanlar çözüm beklerken, laf kalabalığıyla oyalanmak ülkenin yarasına merhem olmuyor.”

“İnsanlar çözüm beklerken, laf kalabalığıyla oyalanmak ülkenin yarasına merhem olmuyor.”

Bir ülkede ne konuşuluyorsa, aslında neyin konuşulmasından kaçıldığı da oradan anlaşılır. Bugün ülkede olup bitenlere baktığımızda, halkın gerçek derdi ortadayken gündemin “alakasız “ konularla doldurulduğunu görüyoruz. Bu sadece zaman kaybı değil; açık açık insanları oyalamaktır.

Herkesin cebini yakan bir hayat pahalılığı var. Pazara çıkan, markete giren, faturalarını ödeyen herkes bunun farkında. Gençler iş bulamıyor, bulanlar da üç kuruşa, güvencesiz çalışıyor. Kamuda, özel sektörde işin ehli yerine “tanıdığı olanın” öne geçtiğini herkes biliyor. Bunlar artık gazetelerin ekonomi sayfasında kalan başlıklar değil; evin mutfağına, çocuğun geleceğine, insanın onuruna dokunan dertler.

Ama ne oluyor? Tam da bu dertler konuşulacakken, bir anda bambaşka konular ortaya atılıyor. Günlerce, haftalarca ülkenin derdine derman olmayan tartışmalar dönüyor. Sonunda “ne işsizlik azalıyor, ne pahalılık düşüyor, ne de insanların içi biraz olsun rahatlıyor. “
Geriye sadece siniri artmış, umudu azalmış bir toplum kalıyor.

Bu iş yeni değil. Zor zamanlarda halkın canını yakan meseleler yerine, dikkat dağıtacak konular öne sürülür.
“Çünkü asıl dertler konuşulursa, hesap vermek gerekir. Ama başka şeyler konuşulursa, kimse “Bu pahalılık ne olacak?”, “Bu gençler ne iş yapacak?”, “Bu adaletsizlik neden bitmiyor?” diye sormaz.”

Türkiye’de bugün bir de adalet meselesi var ki, insanların içini en çok yakan konulardan biri. Suç işleyenlerin “Nasıl olsa başıma bir şey gelmez” diye rahat davranması, sokakta herkesin tedirgin yaşamasına yol açıyor. Hırsızlık, şiddet, dolandırıcılık artıyorsa; bunun sebebi sadece suçlular değil, suça göz yuman, caydırıcı ceza vermeyen düzendir. İnsanlar artık kapısını kilitlerken bile “Acaba yeter mi?” diye düşünüyor. Bu, normal bir durum değil.

“Siyasetin işi, halkın derdini çözmektir. Gündemi değiştirmek, laf kalabalığı yapmak, asıl sorunları unutturmaya çalışmak siyaset değildir; kaçıştır.”

Kaçılan her gün, sorunlar biraz daha büyür. Pahalılık alışkanlık olur, işsizlik kader gibi gösterilir, adaletsizlik “normal” sayılmaya başlanır. İşte en tehlikelisi de budur: İnsanların kötülüğe alışması.

Medyanın da burada büyük sorumluluğu var. Eğer ekranlarda, manşetlerde sürekli olarak halkın hayatına dokunmayan konular dönüyorsa, bu bilinçli bir tercihtir. Oysa medya, iktidarın hoşuna giden gündemi değil, halkın canını yakan gerçeği konuşmalıdır. İnsanların derdini gündemde tutmayan bir medya, görevini yapmıyor demektir.

Halkın yapabileceği şey ise basit ama zor: Her söylenene kapılıp gitmemek. “Bu konuşulan konu benim hayatımda neyi değiştiriyor?” diye sormak. Cevap “Hiçbir şeyi” ise, bilin ki orada bir oyalama vardır. Gerçek gündem; pahalılıktır, işsizliktir, adaletsizliktir, güvensizliktir.

“Bu ülkenin derdi laf değil, çözümdür. İnsanlar artık tartışma değil, sofrasına koyacak ekmek; nutuk değil, adalet; söz değil, güven istiyor. Gündem ne kadar değiştirilirse değiştirilsin, mutfaktaki yangın sönmediği sürece kimseyi susturamazsınız.”