17 yaşında bir çocuk akran zorbalığı ve şiddetin ortasında hayatını kaybetti. Geride yıkılmış bir aile, cevapsız sorular ve caydırıcılığı tartışılan bir adalet sistemi kaldı. Uzmanlara göre cezasızlık algısı, denetimsizlik ve kontrolsüzlük çocuk ölümlerini artırıyor.
Bu ülkede yine bir çocuk toprağa verildi.
Henüz 17 yaşındaydı.
Bir anne artık evladının sesini duyamayacak, bir baba suskunluğunu ömür boyu taşıyacak.
Şehirlerin adı değişiyor ama yaşanan acı değişmiyor. Büyükşehir, küçük ilçe fark etmiyor. Çocuklar çocuklar tarafından öldürülüyor, biz ise her defasında bunu “münferit” diyerek geçiştiriyoruz.
“Kanun Var, Caydırıcılık Yok”
Türk Ceza Kanunu’nda her şey yazılı.
81 ve 82. maddeler kasten öldürmeyi,
86 ve 87. maddeler kasten yaralamayı düzenliyor.
- madde çocuk failler için yaş indirimi getiriyor.
- maddeyle “iyi hal” indirimi devreye giriyor.
“Kâğıt üzerinde hukuk var.
Ama sokakta karşılığı yok.”
15–17 yaşındaki bir fail, elinde bıçakla bir can aldığında cezası otomatik olarak düşüyor. Üzerine indirimler ekleniyor. Ortaya çıkan tablo şu: Bir hayat sona eriyor, birkaç yıl sonra dosya kapanıyor.
Peki ya öldürülen çocuk?
Onun için TCK’da bir indirim yok.
Onun için “gelecek” diye bir madde yok.
Bir Ailenin Aldığı Ceza: Ömür Boyu
Bu olayda asıl ağır cezayı alan, geride kalan aile oldu. Anne her sabah aynı soruyla uyanıyor: “Koruyabilir miydim?” Baba konuşamıyor. Kardeşler, bir ismi artık geçmiş zamanla anıyor.
Mahkeme salonları boşalıyor, dosyalar kapanıyor. Ama o evde yas hiç bitmiyor.
Konuşulmayan Gerçek: Düzensiz Göç ve Denetimsizlik
Bu şiddet ortamını konuşurken görmezden gelinen bir başlık daha var: düzensiz göç ve kontrolsüzlük.
Kayıt dışı, denetimsiz, eğitim ve sosyal destekten kopuk bir genç nüfus gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu çocuklar sistemin hiçbir yerine tam olarak dahil değil. Ne okulda, ne sosyal yapıda, ne de güvenlik mekanizmalarında etkin bir karşılıkları var.
Göç mevzuatı çocukların kayıt altına alınmasını ve korunmasını öngörüyor. Ancak denetim zayıfsa, uygulama yoksa, hukuk sokakta hissedilmiyorsa sonuç kaçınılmaz oluyor.
Bu bir nefret meselesi değil.
Bu bir hukuk, güvenlik ve çocuk koruma meselesi.
“Aileler de Sorumluluk Almak Zorunda”
Çocuklar boşlukta yetişmiyor. Evde öğrenilen dil, sokakta davranışa dönüşüyor. Çocuğunun kimlerle gezdiğini bilmeyen, cebindeki bıçağı fark etmeyen, şiddeti “ergenliktir” diye küçümseyen her aile bu zincirin bir halkasıdır.
“Sahip çıkılmayan çocuk ya mezara gider ya cezaevine.”
Bu Bir İstisna Değil, Bir Düzen
Bu yaşanan bir anlık öfke değil.
Bu, cezasızlık algısının, denetimsizliğin ve ihmallerin sonucudur.
Bugün toprağa verilen çocuk geri gelmeyecek.
Ama şunu artık açıkça söylemek zorundayız:
“Caydırıcılığı olmayan adalet, yeni mezarların zeminidir.”
Ve bu gerçek değişmezse, yine bir anne ağlayacak.

