Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Bitmeyen Yas ve Tükenmeyen Öfke: Caydırıcılığı Olmayan Ceza, Şiddeti Besler

Her yeni güne, bir öncekinin kopyası gibi başlayan haberlerle uyanıyoruz.“Bir

Her yeni güne, bir öncekinin kopyası gibi başlayan haberlerle uyanıyoruz.
“Bir kadın daha öldürüldü…”
“Bir kadın ağır yaralı bulundu…”
“Bir kadın kayboldu…”

Her cümlenin sonunda bir hayatın söndüğünü biliyoruz ama alışıyoruz. Evet, ne yazık ki toplum olarak yavaş yavaş alışıyoruz. Alışmamalıyız. Ama ekranlarımıza düşen haberlerin ardı ardına gelmesi, acının dahi sıradanlaşmasına yol açıyor.

Sanki bir yarış varmış gibi…
Bir kadın cinayetinin yasını tutarken daha kırkı çıkmadan bir yenisi geliyor.
Bu tablo, yalnızca bireysel trajedilerden ibaret değil; sistemik bir sorunun, kökleri derinde olan bir adaletsizliğin göstergesi.

Peki neden durdurulamıyor?

Bu sorunun yanıtı birçok katmandan oluşuyor: kültürel kabuller, ekonomik bağımlılık, ataerkil yapı, eğitim eksikliği… Ancak en görünür, en acil ve en çözülebilir olan bir gerçek var ki artık kimsenin inkâr edemeyeceği kadar ortada:
Caydırıcı cezaların olmaması.

Bugün bir kişi bir kadına şiddet uyguladığında çoğu zaman aldığı ceza, işlediği suçun vahşetiyle orantılı değil.
Cinayet işliyor ama iyi hâl indirimi alıyor.
Şiddet uyguluyor ama “tahrik” gerekçesi üretiliyor.
Aylarca tehdit ediyor ama serbest bırakılıyor.
Defalarca şikâyet edilen fail, sonunda cinayet işleyene kadar korunuyor.

Bu tablo, faile çok net bir mesaj veriyor:
“Yaptığının gerçek bir bedeli yok.”

İşte bu mesaj, şiddeti besleyen en büyük zehir.
Cezanın caydırıcı olmadığı bir toplumda suç azalmaz; aksine tırmanır. Suçlular, sistemin açıklarını gördükçe daha da cesaretlenir. Bugün kadın cinayetlerinin arka arkaya gelmesinin, adeta bir “popülerlik akışı” gibi görünmesinin sebebi, tam olarak budur.

Toplumun omuzlarına çöken güvensizlik

Her kadın, evine dönerken bir kez daha arkaya bakmak zorunda hissediyorsa bu tesadüf değildir.
Her anne, kızına “Telefonunu kapatma, konumunu açık bırak” diyorsa bu yalnızca tedbir değildir—bu çaresizliktir.
Ve en önemlisi, toplumun büyük bir bölümü artık şu düşünceyle yaşıyor:
“Bir gün benim başıma da gelebilir.”

Bu duygunun kaynağı yalnızca şiddetin artması değil; şiddet karşısında hukuk sistemine duyulan güvensizliğin büyümesidir.

“Adaletin caydırıcı gücü kaybolduğunda toplum çürür”

Bir suçun karşılığında alınan ceza, toplumun adalet duygusunu şekillendirir. Bugün birçok vatandaş, “Nasıl olsa indirim alır”, “Zaten serbest kalır” cümlelerini ezbere söyleyebiliyorsa bu, adalet sisteminin caydırıcılık işlevini yitirdiğini gösterir.

Gerçek caydırıcılık;
• Orantılı cezayla,
• Kesin uygulamayla,
• Keyfi indirimlerin kaldırılmasıyla,
• Mağdurun değil failin davranışının esas alındığı bir yaklaşımla sağlanır.

Şiddet faili, işlediği suçun sonucunda hayatının tamamen değişeceğini bilmiyorsa, toplumun güvenliği tehdit altındadır.

Eğitim, farkındalık, toplumsal dönüşüm… Evet! Ama önce ceza!

Elbette ki bu sorunu yalnızca “ceza artırımı” ile çözmek mümkün değildir.
Toplumsal dönüşüm, eğitim politikaları, ekonomik bağımsızlık, toplumsal cinsiyet eşitliği hepsi gereklidir—ama hepsi uzun vadeli süreçlerdir.

Oysa caydırıcı ceza, hemen bugün uygulanabilecek, hızlı ve etkili bir adımdır.
Toplumsal dönüşüm zaman alır ama hukuk sistemi aynı gün değiştirilebilir.

Ve toplumun sabrı tükenmiştir; her yeni kayıp, bizden bir parça daha götürmektedir.

“Bu ülkede hiçbir kadının yaşam hakkı bir istatistik kalemi değildir”

Kadın cinayetleri artık bir güvenlik sorunu değil, başlı başına bir insanlık krizidir.
Bu kriz, kararlılık ve sertlik ister.
Adaletin kararlı olmadığı bir yerde şiddetin azalmasını beklemek saflık olur.

Bir kişi, bir kadının hayatına kastettiğinde karşısında tavizsiz bir hukuk sistemi bulmalıdır.
Cinayet işleyenin geleceği değil, bir kadının yaşam hakkı öncelikli olmalıdır.

“Şiddetin hiçbir bahanesi, hiçbir ayrımı yoktur.”

Tüm bu anlatılanlar, kadına yönelik şiddetin vahametini ortaya koyuyor olsa da, altını kalın çizgilerle çizmek gerekir:

“Şiddetin her türlüsüne karşıyız.”

Cinsiyet fark etmeksizin;
Kadına, erkeğe, çocuğa, yaşlıya, engelliye…
Kime yöneltilirse yöneltilsin şiddet, insanlık onuruna yapılmış bir saldırıdır.

Bir toplum, ancak şiddeti tüm yönleriyle reddettiğinde gerçekten güçlenir.
Mücadelemiz yalnızca kadına yönelik şiddeti değil; insana yönelik her türlü şiddeti ortadan kaldırma mücadelesidir.

Çünkü yaşam hakkı, ayrım gözetmeyen bir haktır.
Ve bu hakkı koruyacak olan, ancak caydırıcı, kararlı ve adil bir hukuk sistemidir.