Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Bakıyoruz Görmüyoruz, Duyuyoruz Anlayamıyoruz

Bir ev düşünün; aynı sofrada yemekler yeniyor, aynı odalarda uyunuyor,

Bir ev düşünün; aynı sofrada yemekler yeniyor, aynı odalarda uyunuyor, aynı çatı altında günler geçiyor… Ama o evin içinde insanlar birbirine yabancı gibi yaşıyor. Çünkü sözler yutulmuş, duygular saklanmış, kalplerin arasına görünmez duvarlar örülmüş.
Oysa en yakınımıza anlatamadığımız duygunun yükünü, kim taşıyabilir ki?

İletişimin İlk Okulu: “Aile”
İnsanın ilk iletişim dersi ailede başlar. Bir çocuk, ilk kez anne babasının gözlerinde anlaşılmayı hisseder. İlk kez o evde, dinlenmenin ve değer görmenin tadına varır. Eğer ailede bireyler birbirini anlamaya çabalıyorsa, çocuk da büyüdüğünde aynı dili konuşur.
Ama evin içinde kimse kimseyi dinlemiyorsa, herkes kendi penceresinden bağırıyorsa, orada iletişim körelir. Eşler konuşmak yerine susmayı seçtiğinde, çocuklar da sessizliği öğrenir. Anne babalar çocuklarının duygularını küçümsediğinde, çocuklar kendini saklamayı öğrenir. İşte bu yüzden, iletişimin kültürü ailede başlar ve nesilden nesile aktarılır.
“Farklılıklarımızı Kabullenmek”
Her birey ayrı bir dünyadır. Bizim için küçük görünen bir mesele, karşımızdaki için hayatî olabilir. İlişkilerde asıl sorun, farklılıklarımızı görmezden gelmekten doğar. Hepimiz, karşımızdakinin bizim gibi düşünmesini isteriz. Ama gerçek empati, “ben olsam” demek yerine, “o böyle hissediyor” diyebilmektir.
Aile içinde bu farkındalık kazanıldığında, tartışmalar çatışmaya dönüşmez. Çünkü kimse kendini değersiz ya da yok sayılmış hissetmez. Farklılıkları bir tehdit değil, bir zenginlik olarak gördüğümüzde, iletişim gerçek anlamına kavuşur.
“Çözüm Başka Yerde Değil, Evimizin İçinde”
Elbette ki profesyonel destekler önemlidir. Fakat unutmayalım: Ne kadar dışarıdan destek alınırsa alınsın, iletişim sorunlarının kalıcı çözümü yine aile bireylerinin elindedir. Çünkü hiçbir terapist anne-babanın yerini tutamaz; hiçbir uzman, eşler arasındaki boşluğu içten bir konuşma kadar dolduramaz.
İletişimi onaracak olan şey; dürüstlük, empati ve birbirini gerçekten dinlemektir. Küçük bir “yanındayım” sözü, bir “haklısın” demek, bir “seni anlıyorum” ifadesi, yılların sessizliğini eritebilir.

Hayat kısa. Bir gün geldiğinde geriye dönüp baktığımızda en çok “keşke konuşsaydım, keşke anlatsaydım, keşke dinleseydim” diyeceğiz. O yüzden suskunluğu miras bırakmayalım. Ailede başlayan iletişim, hayatın her alanına yön verir.
Ve en önemlisi: Eğer konuşmaz, birbirimizi anlamaya çalışmazsak; bir gün aynı çatı altında yalnızca “aynı evde yaşayan yabancılar” olarak kalırız.

Peki siz, kendi evinizde gerçekten yan yana yaşayan dostlar mısınız, yoksa sessizce uzaklaşan yabancılar mı?