“Adam sandık fos çıktı,
Vıttırı vızzık adamlar…”
Bazı şarkı sözleri vardır; insanın yaşadıklarını sessizce anlatır. Duyulduğu anda bir duraklama yaratır. Çünkü kelimeler tanıdıktır, hisler de öyle.
Çoğu zaman adam sanılan üst düzey yöneticilerle karşılaşılır. Dışarıdan bakınca güven verirler; duruşları, konuşmaları, taşıdıkları ünvan ilk bakışta ikna edicidir. Ancak yakından tanındıklarında, ekip içindeki dengeleri sağlamakta zorlandıkları ve zaman zaman insanları karşı karşıya getiren bir yaklaşım sergiledikleri fark edilir. Bu durum da doğal olarak güven duygusunu zayıflatır.
Yöneticilik yalnızca karar almak ya da sonuç üretmek değildir. Aynı zamanda insan ilişkilerini gözetmek, adil davranmak ve sorumluluğun ağırlığını taşımaktır. Özellikle insanların geçim kaygısına dokunan konularda daha hassas, daha ölçülü bir tutum beklenir. Çünkü verilen her karar, sadece bir rakamı değil, bir hayatı da etkiler.
Her nefes alanın yönetici olduğu bir ortamda, hayal kırıklıklarının artması kaçınılmazdır. Ünvanlar kolay dağıtılırken, duruş sahibi olmak giderek zorlaşır. Oysa yönetici olmakla lider olmak arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar.
Biraz vizyon elbette önemlidir.
Ama vizyonu taşıyacak bir duruş daha da önemlidir.
Duruşu olmayan vizyon havada kalır.
Güven duygusu zedelenmiş bir yapı uzun vadede ayakta duramaz.
İnsanı değerli hissettiren şey koltuğun büyüklüğü değil, o koltukta sergilenen tutumdur.
Zamanla şu daha net görülür:
Gerçek lider, insanları birbirine karşı değil, birbirine doğru yaklaştırandır.
Ve bazen bir şarkı sözü, bütün bu tabloyu tek cümlede özetler:
“Adam sandık, fos çıktı.”

