“Kurumları ayakta tutan, makamların kimlerde olduğu değil; liyakatin, emeğin ve adalet duygusunun ne kadar yer bulabildiğidir.”
Bir ülkede kurumların gücü, yalnızca yapılarıyla ya da mevzuatlarıyla değil; emeğe, adalete ve liyakate nasıl yaklaşıldığıyla ölçülür. Günlük tartışmaların ötesinde, toplumun beklentisi de tam olarak budur: Hakkaniyetli bir çalışma düzeni.
Makam ve mevkilerde, yürütülen işi yeterince tanımayan kişilerin bulunması; yalnızca hizmet kalitesini düşürmekle kalmaz, aynı zamanda işini yapmaya çalışan personelin motivasyonu ve verimliliği üzerinde de gölge oluşturur. Bu durum, çoğu zaman açık bir sorun olarak değil, kurumun genel işleyişini yavaşlatan sessiz bir aksaklık şeklinde hissedilir.
Bugün pek çok kurumda bilgi, tecrübe ve çaba; zaman zaman “uyum” gibi soyut kavramların gölgesinde kalabiliyor. Oysa işini iyi yapmak, sorumluluk almak ve hizmet üretmek her kurumun temel dayanağıdır. Vatandaşın memnuniyetle aldığı hizmetin arkasında da çoğu zaman görünmeyen bir emek vardır.
Bir kurum çalışanının paylaştıkları, bu konunun bireysel bir durumdan ibaret olmadığını düşündürüyor. Görevini en iyi şekilde yerine getirmek isteyen bu kişinin anlatımına göre, zamanla işin kendisinden çok, işi yapabilme süreci zorlaşmış. Farklı görevlendirmelerle alanından uzaklaşmış, ardından yaptığı işten ziyade “uyum” meselesi gündeme gelmiş.
Bu noktada üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir ayrıntı var. “Çünkü bir makamı asıl güçlü kılan, o koltuğa kimin oturduğu değil; o koltuğun altını hangi bilgi, tecrübe ve adalet duygusunun doldurduğudur.
İşi ehline bırakmak yerine alakasız tercihlerle yürütülen her düzenleme, kısa vadede sessiz bir konfor sağlasa da uzun vadede hem kuruma hem de hizmet alanlara zarar verir.
Bu süreçte, çalışana yönelik resmi kayıtlara geçmiş bir disiplin uyarısı ya da somut bir kusur bulunmadığı ifade ediliyor. Karşılıklı bir değerlendirme yapılmadan, açık bir gerekçe paylaşılmadan, yolların ayrıldığı belirtiliyor. Geride ise hem çalışan hem de hizmet alanlar açısından bir eksiklik hissi kalıyor.
Bu tür örnekler, kurumlar açısından bir özeleştiri fırsatı olarak da görülmeli. Çünkü liyakatin güçlendiği, emeğin desteklendiği her yapı; hem çalışanına hem de vatandaşa daha nitelikli hizmet sunar. Kaybeden değil, kazanan çoğalır.
Toplumun beklentisi büyük ama anlaşılır: Adalet, şeffaflık ve hakkaniyet.
Çünkü halk yoruldu.
“Ve hiçbir makam, halkın vicdanından daha güçlü değildir.”

