Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Bugünün Gençliği Yarın Nereye Gidecek?

Türkiye’de gençlerin yaşadığı işsizlik artık sadece bireysel bir mesele değil;

Türkiye’de gençlerin yaşadığı işsizlik artık sadece bireysel bir mesele değil; ülkenin geleceğini doğrudan etkileyen büyük bir toplumsal sorun hâline geldi. Her yıl binlerce genç üniversiteden mezun oluyor ancak kendi alanlarına uygun bir iş bulmakta güçlük çekiyor. Buna rağmen hâlâ en sık duyduğumuz cümle aynı:
“Gençler iş beğenmiyor.”

Oysa gerçek bu kadar yüzeysel değil. Gençler iş beğenmedikleri için değil, yıllarca emek verip eğitim aldıkları meslekleri yapmak istedikleri için eleştiriliyor. Üniversiteye girmek için mücadele eden, maddi manevi fedakârlıklarla okuyan bu gençlerin kendi alanlarında iş istemesi “bir lüks değil, en temel haklarıdır.“
Bu nedenle onları suçlamak yerine, eğitim ve istihdam arasındaki çarpıklığı sorgulamak gerekir.

Tam da burada düşündürücü bir soru ortaya çıkıyor:
Mezun gençlerine iş sağlayamayan bir sistem, neden hâlâ yeni üniversiteler açmakta ısrar ediyor?

Üniversite sayısının artması tek başına başarı değildir. Gerçek başarı, o üniversitelerden mezun olan gençlerin nitelikli, sürdürülebilir ve kendi alanlarına uygun iş fırsatlarına kavuşmasıdır. Eğitim ile iş piyasası arasında köprü kurulmadan genç işsizliği çözülemez.

Ne yazık ki toplumda kabullenilmiş bir başka yanlış düşünce daha var:
“Zaten kimse kendi işini yapmıyor.”
Bu anlayışın yerleşmiş olması, gençleri hedeflerinden ve hayallerinden soğutmaktan öte, emeğin değerini küçülten ve gençlere umutsuzluk aşılayan büyük bir yanlıştır. Oysa gençlerin hayallerini bastırmak değil, onları bu hayallerin peşinden gitmeye cesaretlendirmek gerekir.

Ayrıca gençler yalnızca “bir iş” istemiyor; değer üretebilecekleri, kendilerini geliştirebilecekleri ve emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir alan arıyorlar. Çünkü umudunu yitirmiş bir gençlik, solup giden bir çiçek misali, eksik ve aksayan bir sistemin içinde sessizce kaybolur.
Bir toplumun kaybedebileceği en büyük değer ise gençlerinin umududur.

Aynı yanlış algı meslek liseleri için de geçerli. Hâlâ “Hiçbir iş yapamazsa bari meslek lisesine gitsin” düşüncesi yaygın. Bu yaklaşım hem mesleki eğitimi küçümser hem de bu okullarda okuyan gençlerde “Ben yetersizim” hissini pekiştirir.
Oysa meslek liseleri, doğru yönlendirme ile gençlerin kendisini keşfettiği, üretime katıldığı ve bir zanaat edindiği çok değerli kurumlardır. Gençleri küçümsemek değil, onları güçlendirmek gerekmektedir.

Bütün bunların ötesinde hakikat şudur:
“Gençlere gerekli imkân ve olanaklar sağlandığında, bu ülkenin gençlerinin büyük başarılara imza atması kaçınılmazdır.”
Potansiyel var, enerji var, azim var… Eksik olan, bu potansiyeli açığa çıkaracak “adil ve güçlü bir sistemdir.”

Gençleri suçlamak kolaydır; ancak onları anlamak, desteklemek, fırsat yaratmak ve hayallerine değer vermek gerçek bir sorumluluk ister.
Bu sorumluluğu yerine getirdiğimiz gün, gençlerin önündeki bütün kapılar kendiliğinden açılacaktır.

“Gençlere yol açmak, sadece bugünü değil; hep birlikte daha güçlü bir geleceği inşa etmektir.”