İklim krizini derinleştiren unsurlar ortada.
Peki ne yapmalı?
Yaz mevsiminden manzaralar denince, deniz ya da göl kenarında geçirilen bir gün, yeşillikler içinde bir piknik, açık havada sevdiklerimizle olmak gibi karelerin aklımıza geldiği yıllar…

Eski ve hatırlaması zor anılara dönüştü.
Bu yıl da pek farklı geçmiyor. Kelimenin tam anlamıyla yağışsız mevsimler yaşıyoruz. Kuraklık ve yangınlar korkunç boyutlara ulaştı.
Öyle ki, sosyal medya uygulamalarına her girişimizde ya da haber platformlarına her baktığımızda onlarca ili etkileyen yangın ve kuraklık haberleriyle karşılaşır hale geldik.

Elbette bunlar tesadüfen yaşanmıyor ve gündemimize de ilk kez girmiyor.
Tarımda, madencilikte aşırı su kullanımının kuraklık baskısını artırdığı ya da fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi gibi yoğun karbon salımına neden olan sektörlerin iklim krizini derinleştirdiğini yıllardan beri biliyoruz.

Çareyi bir türlü ortaya koyamıyoruz.
Sözün özü; Kuraklık günlük yaşamı etkiliyor. Hem de yıkıcı ve yakıcı biçimde.
‘DAĞ’DA DURUM…
Uludağ’ın arka yüzü, güney kısmı. Uzun süredir yağmayan yağmur ve karın yarattığı endişe giderek artıyor.
Kuraklık ,azalan su kaynakları ve barajlarda su doluluk oranın dip yapması Dağ Yöresinin gündeminden düşmüyor.
Sonbaharın son günlerini yaşarken ve kışın kapıyı çalması beklenirken kuraklık korkusu bölgeyi sardı. Nadiren düşen yağmur da derde çare olmaktan uzak kaldı.

Marmara’nın en yüksek dağı Uludağ bu yıl henüz beyaz gelinliğini giyemedi. Bursa’da dağ yöresi olarak adlandırılan ilçeleri Orhaneli, Büyükorhan, Harmancık ve Keles’te kuraklıktan tarım büyük darbe aldı.
Sebze ve meyve üretimi yarı yarıya azaldı. İçme suyuna gelince; Barajların dip yaptığı, akarsuların azaldığı Bursa’da hava durumunun geleceği hakkında da iyimser tahminler yapılamıyor.

Meteoroloji ha bire ‘yağışlar geliyor’ açıklaması yapadursun bir meteoroloji uzmanının basına da yansıyan şu ifadesi ne diyeceğiz :
‘Yakın görünürde kar yok!’.


