Her dönem konuşuruz…
“Okullarda akran zorbalığı arttı”, “Çocuklar birbirine çok acımasız”, “Öğretmenler duruma müdahale etmeli.”
Haklıyız da.
Çünkü okullarda yaşanan zorbalık, artık yalnızca birkaç çocuğun birbirine takılması boyutunu çoktan geçti. Bazı çocuklar her sabah okula giderken içlerinde taşıdıkları bir korkuyla, bir belirsizlikle güne başlıyor.
Fakat bu noktada atladığımız kritik bir gerçek var: “Zorbalığın tohumları çoğu zaman evde atılıyor.”
Ailelerin Gözünden Kaçan Küçük Sinyaller
Günümüz hayatının hızlı temposu hepimizi yoruyor.
İş, trafik, ekonomik kaygılar, ev sorumlulukları derken birçok aile, çocuğunu görse bile tanıyamaz hâle geliyor. Çocuğun ruh hâlindeki küçük değişiklikler, günler içinde karışıp gidiyor.
Bir gün içine kapanması, ertesi gün öfkeli olması, arkadaşlarından bahsetmemesi, telefonunu saklaması…
Tüm bu sinyaller “bugün canı sıkkın herhalde” diye geçiştiriliyor.
Oysa çocuk, kelimelerle anlatamadığını davranışlarıyla söylüyor.
Zorbalık, Ailenin Dışavurumu Olabilir
Çocuklar iyi birer gözlemcidir.
Evde duyduklarını, gördüklerini, hissettiklerini okul hayatına taşırlar.
Aile içinde saygının, anlayışın, konuşarak çözmenin olduğu bir ortamda büyüyen çocuk; arkadaşlarına da aynı dili kullanır.
Ama bağırmanın normalleştiği, aşağılamanın sıradanlaştığı, iletişimin kopuk olduğu bir evde büyüyen çocuk; okulda güç gösterisini doğal bir davranış olarak görür. Bazen de zorbalığa uğrayan çocuk, evde kendisini ifade edemediği için okulda da aynı suskunluğu sürdürür.
Dolayısıyla akran zorbalığı, çoğu zaman bir çocuğun kendi karakterinden değil, ailedeki etkileşim modelinden beslenir.
Dijital Dünyanın Yeni Tehlikesi
Zorbalık artık yalnızca koridorda yaşanmıyor.
Telefon ekranı, çocukların yeni savaş alanı hâline geldi.
Mesaj gruplarında dışlamalar, sosyal medyada yapılan ima dolu paylaşımlar, gizli hesaplardan yazılan rahatsız edici cümleler…
Üstelik bu kez çocuk okuldan eve dönse bile huzura kavuşamıyor.
Çünkü telefon açık olduğu sürece zorbalık da açık.
Ailenin burada rolü daha da önemli.
Çocuğun dijital alışkanlıklarını bilmemek, aslında çocuğun hayatının yarısını hiç tanımamak demek.
Bir Çocuğu En İyi Ailesi Fark Eder
Öğretmenler elbette çabalıyor, okullar elbette takip ediyor.
Ama bir öğretmen, bir çocuğun davranışındaki ince değişiklikleri bir aile kadar hızlı fark edemez.
Bir rehber öğretmen, çocuğun evdeki ruh hâlini aile kadar bilemez.
Aile çocuğuyla günün birkaç dakikasını gerçekten konuşarak geçirdiğinde bile büyük bir fark yaratır.
Çocuğun ne hissettiğini duymak, onu dinlemek, davranışındaki küçük değişiklikleri önemsemek… Tüm bunlar zorbalığın önüne geçmekte tahmin edilenden çok daha etkilidir.
Toplumun Ortak Meselesi
Akran zorbalığı sadece okulun değil, sadece ailenin değil, hepimizin sorunu.
Çünkü bugün incinen her çocuk, yarının yetişkini olarak karşımıza çıkacak.
Toplumun huzuru, çocukların bugünkü deneyimlerinde şekilleniyor.
“Bu yüzden mesele sadece bir grup çocuğun davranışı değil; hepimizin geleceği.”
Akran zorbalığını gerçekten azaltmak istiyorsak önce en temel soruyu sormalıyız:
Bir çocuğun yanında olduğumuzu hissettiriyor muyuz?
Okuldaki zorbalığı bitirmek istiyorsak, önce evde sevgiyi, ilgiyi ve iletişimi çoğaltmak zorundayız.

