Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Dijital Ahlak“İzlemezseniz Kaybolurlar”

Teknoloji hayatımızın merkezine yerleşti, ama beraberinde büyük bir tehlike getirdi:

Teknoloji hayatımızın merkezine yerleşti, ama beraberinde büyük bir tehlike getirdi: Ahlaki duyarsızlık. Sosyal medyada beğenilen her şey, izlenen her içerik bir değer ölçüsüne dönüştü. Unutmayalım: Kötüyü normalleştirmek, çöküşe ortak olmaktır.

Dijital çağ, insanoğluna sınırsız bir özgürlük sundu.
Artık tek bir tıkla sesimizi milyonlara duyurabiliyoruz.
Ama bu özgürlüğün içinde unuttuğumuz çok önemli bir şey var: Sorumluluk.
Teknoloji büyüdü, ekranlar genişledi, bağlantılar çoğaldı…
Fakat insani değerler, saygı, empati ve ahlaki ölçüler daraldı.

İşte tam bu noktada karşımıza çıkan kavram “Dijital Ahlak”tır.
Bu kavram, internette nasıl davrandığımızı, kimi örnek aldığımızı,
ve aslında kim olduğumuzu belirler.
Görünmediğimiz yerde, kimliğimizin ardında bile
ahlaklı kalabilme gücüdür dijital ahlak.

Bugün sosyal medyada ne yazık ki “değer”,
izlenme sayısıyla, beğeni oranıyla, takipçi miktarıyla ölçülüyor.
Üreten değil, dikkat çeken kazanıyor.
Faydalı olan değil, sansasyonel olan konuşuluyor.
Ve biz, izledikçe, beğendikçe, konuşarak farkında olmadan
değersizi değerliymiş gibi gösteriyoruz.

Bir şeyi ne kadar çok izlersek, o kadar büyütürüz.
Ne kadar çok konuşursak, o kadar meşrulaştırırız.
Ve farkında olmadan, kötüyü normalleştiririz.
Oysa kötüyü, ahlaki olmayanı normalleştirmek; çöküşe ortak olmaktır.

Bugün çocuklarımızın ve gençlerimizin dünyasında
“çok izlenen = doğru” algısı yerleşmiş durumda.
Bir çocuk her gün ekranında izlediği kişiyi rol model alıyor.
Bir genç, “herkes yapıyor” diyerek yanlışları savunabiliyor.
Çünkü gördüğü şeyleri biz onaylıyoruz -izleyerek, gülerek, paylaşarak.

“Anne baba neyi normalleştirirse, çocuklar da onu normal görür.”
Evde izlenen programlar, yapılan paylaşımlar, söylenen sözler…
Hepsi çocuklarımız için birer “örnek”tir.
Siz hangi programa gülüyorsanız, hangi içeriği paylaşıyorsanız,
çocuğunuz da orada bir doğruluk payı arar.

Bu yüzden, “Ben sadece izliyorum, ne olacak ki?” demek bir yanılsamadır.
Çünkü her izleme, bir onaydır.
Her beğeni, bir davettir.
Her paylaşım, bir güç aktarımıdır.
Biz izledikçe, izlenenler çoğalır.
Biz beğendikçe, o davranışlar yaygınlaşır.
Sonra dönüp “Gençlerin ahlakı bozuldu” diyoruz —
ama o bozulma, ekranın başında sessizce bizim elimizle başlıyor.

Dijital ahlak, sadece doğruyu bilmek değil,
doğruyu yaşamak ve yansıtabilmektir.
Bir paylaşım yapmadan önce, bir yorumu yazmadan önce,
bir videoyu izlerken bile kendimize şu soruyu sormalıyız:

“Bu davranış, izlenmeye değer mi — yoksa sadece dikkat çekiyor mu?”

Gerçek erdem, görünür olmakta değil; doğru kalabilmektedir.
Eğer toplumsal ahlakı yeniden inşa etmek istiyorsak,
önce dijital alandaki sorumluluğumuzu fark etmeliyiz.
Çocuklarımıza, “izleme alışkanlığı” kadar “izleme bilinci” de öğretmeliyiz.

Çünkü dijital dünyada en güçlü silah dikkatimizdir.
“Dikkatimizi neye verirsek, onu büyütürüz.”
Ve unutmamalıyız: “İzlemezseniz, kaybolurlar.”

Geleceği şekillendirecek olan teknoloji değil,
teknolojiyi kullanan insanların ahlakıdır.
Eğer dijital çağda insan kalabilirsek, işte o zaman
geleceğe umutla bakabiliriz.