Bir gün bir toplantı salonunda genç bir mühendis söz aldı. Elinde herkesin ilgisini çekmesi gereken veriler vardı. Grafikler, tablolar, analizler… Aslında şirketin geleceği için büyük öneme sahip fikirler sunuyordu. Ancak konuşmaya başladığında sesi çok kısık ve monotondu. Cümleleri aceleyle birbirine karıştı, bazı kelimeleri anlaşılmaz oldu. Duruşu gergindi, gözlerini yerden kaldırmadı. O an, fikirlerinin değeri gölgede kaldı. Dinleyenler sıkıldı, kimisi ilgisini kaybetti, kimisi anlamakta zorlandı.
Toplantının ilerleyen dakikalarında başka biri söz aldı. Anlattıkları, teknik açıdan çok daha basitti. Ama diksiyonu tertemizdi, kelimeleri tane tane söyledi. Sesinde özgüven, bakışlarında samimiyet vardı. Ellerini jestlerle destekledi, vurgularını doğru yerde kullandı. Sonuç mu? Odada yankılanan fikirler değil, etkileyici anlatımıydı. Herkes onu konuşmanın sonunda alkışladı, söyledikleri zihinlere kazındı.
İşte iletişim tam da budur. Ne anlattığımız değil, nasıl anlattığımız fark yaratır.
Diksiyon: Sözcüklerin Netliği, Zihnin Temizliği
Hepimiz farklı şehirlerden, farklı kültürlerden geliyoruz. Kiminin aksanı Ege’nin melodisi gibidir, kimisi Karadeniz’in hızına kapılır, kimisi yabancı dillerin etkisiyle farklı bir telaffuza sahiptir. Ama ortak bir zeminde buluşabilmek için kelimeleri doğru, anlaşılır ve net ifade etme becerisine ihtiyacımız var. Bu becerinin adı diksiyondur.
Diksiyon yalnızca sahnede konuşan insanların ihtiyacı değildir. Market kasiyerinden öğretmene, öğrenciden yöneticisine kadar her bireyin günlük yaşamında kolaylık sağlar. Çünkü doğru telaffuz, karşımızdakine duyduğumuz saygıyı gösterir. İnsan, anlaşılmak ister. Karşımızdaki bizi anlamak için ekstra çaba harcamak zorunda kalıyorsa, iletişimde bir eksiklik var demektir.
Etkili İletişim: Konuşmak Kadar Dinlemek de Sanattır
İletişimi çoğu zaman “konuşmak” zannederiz. Oysa iletişim, karşı tarafı dinlemeyi, anlamayı, empati kurmayı ve doğru zamanda doğru sözcükleri seçmeyi gerektirir. İletişim kurmak yalnızca bilgi aktarmak değil, duyguları da hesaba katmaktır.
Bazen yanlış bir kelime bir dostluğu bitirir. Bazen yerinde bir cümle bir ömür sürecek dostluk başlatır. İş görüşmelerinde, aile içi diyaloglarda, topluluk karşısında ya da basit bir tartışmada… Etkili iletişim, yalnızca hayatımızı kolaylaştırmaz; aynı zamanda güven inşa eder.
Beden Dili: Sessiz Ama En Güçlü Dili
Araştırmalar gösteriyor ki iletişimde aktarılan mesajın büyük bir kısmı beden dilinden geliyor. Yani aslında söylediğimizden çok, nasıl durduğumuz, nasıl baktığımız, ellerimizi nasıl kullandığımız belirleyici oluyor.
Kollarını kavuşturmuş, göz teması kurmayan, yüzü asık birini düşünün. Sözleri ne kadar olumlu olursa olsun, karşımızda olumsuz bir izlenim bırakır. Öte yandan, açık bir duruş, samimi bir gülümseme, dinleyicinin gözlerine bakabilmek… Bunlar sözlerden önce güven verir. İnsan çoğu zaman kelimelerden önce bedenin diline inanır.
Neden Herkes Bu Eğitimi Almalı?
Kimi zaman şu cümleyi duyarız: “Ben öğretmen değilim, konuşmacı değilim, bana gerek yok.”
Oysa iletişim yalnızca mesleklerin bir gerekliliği değildir. İletişim, hayatın kendisidir.
*İş görüşmesinde kendimizi ifade ederken,
*Çocuğumuza bir şey anlatırken,
*Arkadaşımızla tartışırken,
*Yabancı bir ülkede yol sorarken bile…
Her anımız iletişimle doludur. Diksiyon, etkili iletişim ve beden dili bilgisi bizi yalnızca anlaşılır kılmaz; aynı zamanda daha saygılı, daha güvenilir, daha güçlü bir birey yapar.
Sonuç: İz Bırakan İnsan
İyi bir fikir, yanlış bir anlatımla kaybolabilir. Ama sıradan bir fikir, doğru anlatımla unutulmaz hale gelebilir. Diksiyon, etkili iletişim ve beden dili, yalnızca profesyonel hayatta değil; günlük yaşamda da kapılar açar.
Önemle vurgulamak gerekirse;
Doğru kelimeleri, doğru zamanda, doğru beden diliyle söyleyebilen insan yalnızca konuşmaz; iz bırakır.
Ve geriye çoğu zaman cümleler değil, hissettirdiklerimiz kalır.

