Mevcut emeklilik sistemi tartışılırken, çalışanlar için öngörülen zorunlu tasarruf uygulaması yeni soruları beraberinde getiriyor.
Türkiye’de emeklilik meselesi uzun süredir yalnızca teknik bir sosyal güvenlik başlığı olmaktan çıktı; doğrudan hayat standardını belirleyen temel bir sorun alanına dönüştü. Bugün milyonlarca emekli, çalışma hayatı boyunca ödediği primlere rağmen geçimini sağlamakta zorlanıyor. Bu tablo henüz çözülememişken, çalışanlar için maaştan zorunlu kesinti öngören Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) tartışmaları gündeme geldi.
TES’in temel iddiası, mevcut emeklilik gelirinin yetersiz kalacağı varsayımından hareketle, çalışanlara ikinci bir emeklilik geliri yaratmak. Çalışan, işveren ve devlet katkısıyla uzun vadeli bir birikim hedefleniyor. Bu yönüyle sistem, teorik olarak birçok ülkede uygulanan tamamlayıcı emeklilik modellerine benziyor.
Ancak Türkiye’deki tartışmanın merkezinde sistemin kendisinden çok, zamanlama ve güven sorunu yer alıyor.
“Bugün emekli olanların önemli bir kısmı, yıllarca prim ödemelerine rağmen aldıkları maaşın temel ihtiyaçları karşılamadığını dile getiriyor. Aylık bağlama oranlarının düşmesi, emeklilik yaşının yükselmesi ve sistemin sık sık değişmesi, emeklilik hakkının öngörülebilirliğini zayıflatmış durumda. Bu nedenle çalışanlar için yeni bir zorunlu tasarruf mekanizması önerilirken, geçmişte ödenen primlerin neden net bir karşılık üretemediği sorusu gündemdeki yerini koruyor.”
TES’e yönelik çekincelerin bir diğer boyutu da ekonomik koşullarla ilgili. Türkiye’de çalışanların büyük bölümü gelirinin önemli kısmını barınma, gıda ve ulaşım gibi zorunlu harcamalara ayırıyor. Bu ortamda maaştan yapılacak her yeni kesinti, tasarruf amacı taşısa dahi, kısa vadede gelir kaybı olarak hissediliyor. Özellikle düşük ve orta gelirli çalışanlar açısından bu durum daha belirgin.
Öte yandan, emeklilik sisteminin mevcut haliyle sürdürülebilir olmadığı da yaygın kabul görüyor. Nüfusun yaşlanması, aktif-pasif dengesi ve bütçe yükü gibi faktörler, yeni arayışları zorunlu kılıyor. TES bu arayışlardan biri olarak sunuluyor. Ancak “sistemin başarılı olabilmesi için yalnızca matematiksel dengeler değil, toplumsal güven de belirleyici olacak.”
Geçmişte otomatik bireysel emeklilik uygulamasından yüksek oranda çıkış yaşanmış olması, bu güven sorununun somut bir göstergesi olarak hafızalarda duruyor. Benzer bir zorunlu tasarruf yaklaşımının, yeterli şeffaflık ve istikrar sağlanmadan kalıcı olması zor görünüyor.
Sonuç olarak, Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi tartışması yalnızca geleceğin emeklilerini değil, bugünün emeklilik pratiğini de yeniden gündeme taşıyor. “Net karşılığı olmadığı düşünülen primlerin yarattığı memnuniyetsizlik giderilmeden, yeni bir zorunlu tasarruf modelinin toplumsal kabul görmesi kolay olmayacak.”
Bu nedenle asıl mesele, yeni sistemler kurmaktan önce, mevcut sistemin verdiği sözlerin neden karşılanamadığını açık ve net biçimde ortaya koyabilmekte yatıyor. Bu soruya ikna edici bir yanıt verilmeden atılacak her adım, emeklilik tartışmasını daha da derinleştirecek gibi görünüyor.

