Türkiye’de emekli olmak, uzun yıllar süren çalışmanın ardından gelen bir dinlenme döneminden çok, hayatla dengede kalma çabasını ifade eder hâle gelmiştir. Son yapılan maaş artışı, kâğıt üzerinde bir iyileştirme olarak görülse de emeklilerin günlük yaşamında beklenen rahatlamayı sağlamamıştır. Artan hayat pahalılığı karşısında emekli, yine dikkatli harcamaya, yine önceliklerini kısmaya mecbur bırakılmıştır.
Bugün emekliler, sabit bir gelirle sürekli değişen ekonomik koşullara uyum sağlamaya çalışmaktadır. Maaş düzenlemelerinde esas alınan veriler ile pazardaki, marketteki ve eczanedeki fiyatlar arasındaki fark, en çok emeklilerin bütçesinde hissedilmektedir. Ay sonu, artık yalnızca takvimdeki bir tarih değil; harcamaların titizlikle hesaplandığı, kimi ihtiyaçların ertelendiği bir dönüm noktasıdır. Alınamayan bir ürün, ertelenen bir sosyal etkinlik, kısılan bir kişisel ihtiyaç bu tablonun doğal sonucu hâline gelmiştir.
Emeklilik, yalnızca ekonomik bir aşama değil; aynı zamanda sosyal ve psikolojik bir geçiştir. Yıllarca üretmiş, sorumluluk üstlenmiş bireyler, emeklilikle birlikte yaşamlarını daha dar bir çerçevede sürdürmek zorunda kalmaktadır. “Ekonomik baskılar arttıkça bu daralma daha belirgin hâle gelmekte; emekli, hayatın birçok alanından kendiliğinden geri çekilmektedir.”
Özellikle barınma ve sağlık giderleri, emeklilerin en hassas başlıkları arasında yer almaktadır. Kira fiyatlarındaki artış, sabit maaşlı bir emekli için ciddi bir yük oluştururken; sağlık harcamaları, her geçen gün daha fazla düşünülmesi gereken bir kalem hâline gelmiştir. İlaç katkı payları, muayene ücretleri ve ek masraflar, sağlık hizmetlerine erişimi dahi planlanması gereken bir meseleye dönüştürmektedir.
Emekliler, taleplerini ölçülü bir dille dile getiren, ülkenin koşullarını ve imkânlarını bilen bir kuşaktır. “Beklentileri yüksek ayrıcalıklar değil; yıllar boyunca verdikleri emeğin karşılığında, temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yaşam standardıdır.”Emekli maaşı bir destek değil, kazanılmış bir haktır ve bu hakkın insanca yaşamaya yetecek düzeyde olması, sosyal devlet anlayışının doğal bir gereğidir.
Geçici çözümler, ek ödemeler ya da dönemsel destekler, yaşanan sorunları hafifletebilir; ancak kalıcı bir rahatlama sağlamaz. Asıl ihtiyaç, emeklinin yaşam koşullarını sürdürülebilir biçimde iyileştiren, gerçek hayat pahalılığını esas alan bir yaklaşımdır. Emeklinin ekonomik güvenceye kavuşması, yalnızca bireysel bir kazanım değil, toplumsal huzurun da önemli bir parçasıdır.
Sonuç olarak, bugün dile getirilen beklenti bir ayrıcalık talebi değildir. “Emekli, lütuf değil; yıllar boyunca verdiği emeğin, ödediği primlerin ve bu ülkeye sunduğu katkının karşılığı olan hakkını istemektedir. “
İnsanca yaşayabileceği, temel ihtiyaçlarını kaygı duymadan karşılayabileceği bir gelir düzeyi, sosyal devlet anlayışının bir gereğidir. Emeklilerin yaşam koşullarını iyileştirmek, yalnızca bir ekonomik düzenleme değil; aynı zamanda toplumsal adaletin ve vefanın somut bir göstergesidir.

